tag:blogger.com,1999:blog-53580601413395468712009-06-15T12:43:13.447-07:00Onnurcan - Siyasi ve Güncel TartışmalarOnur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.comBlogger21125tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-45667918732573435342009-06-15T03:51:00.000-07:002009-06-15T12:05:53.238-07:00Onur'un Soylediklerine IthafenSelam,<br />Uzun sureden sonra bir seyler yazinca colde zaman geciren insan misali ictim <a href="http://onnurcangunceltartismalar.blogspot.com/2009/06/almanya-vize-ab.html" target="_blank">yaziyi</a>; ama bence biraz aciklik kazandirmak gerek soylediklerine. Once yorum seklinde yaziyordum; ama sonra baktim ki biriktirdikce biriktirmis, yazdikca yazmisim, o yuzden bir entry seklinde yazdim yaziyi.<br /><br />1. Turkiye'de Yesil Pasaport sahibi olanlar da vizesiz giris-cikis yapabiliyorlar Almanya'ya. Hatta sadece Almanya degil; Yunanistan-Bulgaristan-Birlesik Krallik ulkeleri disinda butun Avrupa Birligi uyeleri ve Isvec-Isvicre'ye.<br /><br />2. Gumruk Birligi Anlasmasi; mallarin ve sermayenin efektif ve hizli dolasimini saglamak icin yapilmis bir anlasmadir; isci ve insan dolasimi icin yapilan anlasma Schengen'dir. Mesela Isvicre AB'nin bir parcasi olmamasina ragmen Schengen'e tabidir. Isvec de oyle. Bazi ‘preferential agreement’larin kabul edilmesi icin Avrupa Birligi’ne uye olmaya gerek yok.<br /><br />3. Gumruk Birligi Anlasmasi'nin Turkiye uzerinde bir kisitlama yarattigini dusunen maalesef cok fazla insan var ama gercek bu degil. Gunumuzde ozellikle WTO (World Trade Organization)'un da calismalariyla, free-trade dedigimiz serbest ticaret anlayisi onem kazaniyor. Globallesen ve her yonuyle daha da entegre olan dunyada; zaten soz sahibi olmayan ekonomimizi Avrupa Birligi'ne kapamak yerine, onlarla ticari anlasmalara girerek; AB'nin ithal-ihrac partnerleri arasinda onemli bir yer sagliyoruz; bence bu unutulmamali.<br />Su an neredeyse dunyanin her yerinde bu anlasmalar mevcut; NAFTA var North American Free Trade Agreement, sonra ASEAN var, Association of Southeast Asian Nations. Rusya da su aralar kendi gumruk birligi icin cabaliyor; ilk uyeler Belarus ve Kazakistan. Yani kendimizi kapamak yerine, bence bu anlasmadan yararlanmaliyiz.<br /><br />4. Gelelim Turkiye'deki asiri populasyona ve Avrupa'da yasanan sikintilara.<br />Bir kere bu nufus buyumesi sadece Turkiye'de karsilasilan bir sikinti degil. Polonya ve ozellikle eski-Sovyet blogu ulkelerinin de muzakere sureclerinde ayni sorunlar goz onune gelmisti. Hatta bir ara Polonya'dan oylesine buyuk bir goc oldu ki -ozellikle Irlanda taraflarina- bir zamanlar Irlanda'da 'eger muslugunuz bozulursa, Lehce ogrenin' gibi geyikler bile donuyormus. Mesela son kabul edilen ulkelerin 'isci hareketliligi' bir sure kisitlandi. Yani problem sadece Turkiye'yle bitmiyor.<br />Ayrica yapilan ekonomik ve sosyolojik arastirmalarda da durumun korkulacak boyutta olmadigi goruldu; zira goc kavrami artik yepyeni bir durum kazaniyor. Niteliksiz iscilerden ziyade, belli bir egitim seviyesini almis, bu yuzden de cevresine cok daha kolayca adapte olan beyinlerin gocu hizlanmis durumda. Bu oyle dogudan kalkip da Istanbul’a gelmeye benzemiyor.<br />Ozellikle sosyal politikalar ve emeklilik kavrami ise buyuk bir problem, ama AB onu da cozme gayretinde. Simdi en basitinden emeklilik su sekilde isler. Siz calisma sureniz boyunca belli bir miktari, emekliliginizde geri elde etmek icin devlete –veya ilgilenen ozel kuruma- odersiniz; bu ozel kurum da, odediginiz parayi o donemdeki emeklilere aylik olarak verir.<br />Siz emekli oldugunuzda ise, sizin maasinizi o donemdeki calisan guc oder ve bu dongu boylece surer.<br />Su anda Avrupa’nin icinde bulundugu cikmaz ise, emekli sayisinin – isgucu sayisina oranla hizla artmasi; yani ya isciler maaslarinin buyuk bir paydasini emeklilerle paylasacak, ya da emeklilerin maaslarinda radikal dususler yasanacak.<br />Fakat goz onunde bulunduralim ki Avrupa Turkiye degil. Bir sorunlari oldugu zaman farkli gundem yaratarak, sorunu gormezden gelmeye calismak yerine; onu cozmek icin gercekten de ugrasiyorlar ve su an gidecekleri reform da ‘Bireysel Emeklilik’.<br />Yani herkesin kendi emekliligini kendisinin odemesi.<br />Kisacasi bu da asilamayacak ve Turkiye’ye bagimliligi artiracak bir problem degil.<br /><br />5. Avrupali’nin yabancidan korktugunu dusunmuyorum acikcasi.<br />Avrupa Birligi, Roma Onergesi’yle 1950’de ilk adimlarini attigi zaman, amac ‘4 Serbest Dolasim’i saglamakti: Sermaye, Isci, Pazar, Insanlar.<br />Insanlarin ve iscilerin ve pazarlarin serbest dolasimi demek; bir yerde ‘kultur’un serbest dolasimi demekti; ve boylece ortak bir Avrupa anlayisi kurularak; ulkelerin bakis acilarinin farkilasmasiyla olusan Dunya Savaslari onlenecekti.<br />Her ne kadar savaslar onlendiyse ve bu serbest dolasimlar kismen saglandiysa da Avrupa asla ortak bir kultur alani olmadi.<br />Yine her ulke kendisini on plana cikararak, kendi istekleriyle hareket etmeye calisiyor. Tabi bunu basarabilen de lokomotif ulkeler olan Fransa, Almanya, Italya ve Birlesik Krallik.<br />Mesela Birlesik Krallik kendi istegiyle Euro-alanina girmemeyi secti; Isvec de ayni secimi yapti; ama Isvec uzerinde ‘eninde sonunda gecmeniz gerek’ anlasmasi varken, Ingiltere icin ayni sey yok. Yani Ingiltere istedigi surece kendisini Euro’ya kapayabilir.<br />Daha gecenlerde, Rusya’yla yasanan gaz-krizi sonrasi; Avrupa Birligi petrolunu Rusya yerine Orta Asya ulkelerinden almak icin degisik bir boru hatti uygulamasi icin kollari sivamisti. Mesela Turkiye ve Azerbaycan’i da kapsayacakti ve iki ulke de bu anlasmaya imza atti. Ama Italya, bu anlasmayi geri cevirdi ve Rusya’yla yapilan petrol muzakerelerini yineledi.<br />Sarkozy, donem baskaniyken, Slovakya’da konuslandirilmis Peugeot fabrikalarini Fransa’ya geri cagirmayi onermisti –durulan ekonomiyi canlandirmak icin.<br />Kisacasi, ortak bir Avrupa anlayisi daha Avrupa’nin kendisinde yok. Berlusconi kimseyi takmayip Putin’le bir araya geliyor; Sarkozy, Slovakya’yi zerre dusunmeyip –sanki tek durgun ekonomisi olan Fransa’ymis gibi- fabrikalarin hepsini Fransa’da yeniden kurmayi planliyor.<br />Daha kendi aralarinda ortakliga gidemeyen bir birlikten, Turkiye gibi nereye ait oldugu belli olmayan ve kismen daha kaotik bir yapiyi iclerine almayi beklemek bence cok yanlis olur.<br />Korku yok, sadece kendi isteklerini daha cok goz onunde tutmak var. Avrupa Birligi, Fransiz Ihtilali sonrasi imparatorluklar gibi; bir Avrupa Imparatorlugu yerine, herkes kendi kucuk devletini kurarak kendi cikarlarini korumak pesinde.<br />Daha Sarkozy, Ispanyol Basbakani’na ‘salak’ diye hitap ederken, Cek Cumhuriyeti donem baskaniyken demedigini birakmazken, Turkiye’yle muhtesem iliskiler yurutmesini bekleyemeyiz, oyle degil mi?<br /><br />6. Avrupa’da irkcilik da yok. Sadece yukselen sag akim var.<br />Su an en toleransli, en state-based ulkelerden biri olan Hollanda’nin hukumetinde bile merkez-sagci (tesbihte hata olmasin, bizim AKP gibi- ay pardon, Ak Parti) bir parti var. Sarkozy’i, Merkel’i, Berlusconi’yi saymiyorum bile.<br />Gordon Brown’un Isci Partisi Baskani olmasi da, onun da saga daha yatkin bir lider oldugu gercegini degistirmiyor. Amerika’da Bush 8 yil baskanlikta kaldi, guzel Turkiyemizde neler oldugunu siz daha iyi bilirsiniz ve Rusya her ne kadar ekonomilerinde uber-sol anlayisini devam ettirse de (en azindan gunumuz kosullarina gore) Putin’in politik ve dis-iliskiler yaklasimi da bir hayli sag bazda.<br />Sagcilik her zaman irkcilik olarak algilanmamali, tabi milliyetcilik de; ve kalici oldugunu da dusunmemeliyiz bence. Su an Barack Obama gibi bir ornek var karsimizda, ve ustelik dunya dengesini de etkileyen bir ornek; gecmis yillardaki politik karmasadan ve gunumuz global krizinden sonra daha sol ve daha toleransli bir yaklasima gidebilir Avrupa.<br /><br />7. AB’nin Turkiye uyeligini istememesinin bir nedenine gelince. Su an parlamentoda her ulkenin parlamenteri var, ve bu sayilar ulkenin nufusuna gore degisiyor. En cok uyeye sahip olan Almanya, onu da Fransa ve Italya izliyor.<br />Turkiye’nun muhtemel tam uyeligi halinde, bu ulkemizi parlamentoda en cok koltuk sayisina sahip olan 2.ulke sirasina tasiyacak. Dusunun yani Fransa’dan, Benelux ulkelerinden, Italya’dan –yani Almanya disinda tum kurucu ulkelerden- daha fazla soz sahibi olacagiz parlamentoda.<br />E, siz bir Avrupa ulkesi olsaniz, bunu ister miydiniz?<br /><br />8.Avrupa’nin bizden vermemizi istedigi tavizlere gelince.<br />Gelin kabul edelim, biz Avrupali falan degiliz. Ortadogu ulkesiyiz; ama Iran gibi de degiliz, Arabistan gibi de. Kendimize has bir ozelligimiz var; kendi kulturumuz, kendi insanimiz.<br />Yillarca nedense, bir grubun parcasi olmaya calistik. Bu baslarda NATO’ydu ve bunu basardik –ama sonrasinda bu aitligin bize ne kadar eksilerle dondugunu anladik: bkz. 3 darbe ve ilgimizin bile olmadigi Kore Savasi, Amerikan koleligi vs- sonrasinda rotamiz Avrupa Birligi’ne cevrildi. Uyeligimiz asla tam olarak tamamlanmayacagi halde hala israr ediyoruz.<br />Turkiye’nin Avrupa Birligine sadece tek bir konuda ihtiyaci var: Ekonomi.<br />Ekonomimiz berbat, sorunlar cok, cozum denen olgunun yanindan bile gecmeden, ustelik bir de sorunlari buyutuyoruz. Bu yuzden, ekonomik bir birlikten yardim almamiz sart; ama bunu illaki de uye olarak yapmamiz gerekmez.<br />Basta belirttigim gibi, ‘preferential agreement’ dedigimiz ozel anlasmalarla, Avrupa Birligi’nde uygulanan cesitli uygulamalari Turkiye’de de aktive etmekle bu sorunlar cozulebilir. Tabi birazcik daha ekonomik farkindaligi olan devlet adamlarimiz da olsa, tadindan yenmez.<br />Fransa’nin Slovakya’yi, Ispanya’yi bile dusunmedigi bir forumda, onlardan yardim dilenmek; hem olmayacak duaya amin demek, ustelik de Turkiye gibi, potansiyeli nice Avrupa ulkesini asan bir ulkeyi iyice kucuk dusurmek demektir.<br />Herkesin kendi ulkesinin cikarlarini dusundugu bir dunyada, bizim de aksini yapmamiz olmaz.<br />Turkiye’nin ‘farkli’ ve ‘ozel’ karakterine inanarak, kulturel-politik acidan bagimsiz, ekonomik acidan da globallesen dunyanin ongordugu cesitli anlasmalar, ve daha gelismis ekonomileri bir basamak olarak kullanarak yapilan reformlarla guclenen bir iktisatla; ulkemizi AB’nin yarim yamalak yardimi olmadan da kalkindirabiliriz.<br />Biraz inanc sadece, ve cok da bilgi.<br />Ihtiyacimiz sadece bu.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-4566791873257343534?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>melloncolliehttp://www.blogger.com/profile/02333649853362892021noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-64488460871741146592009-06-07T07:55:00.000-07:002009-06-07T08:06:12.838-07:00Almanya, Vize, ABEfendim Almanya 5 Haziran'dan itibaren yürürlüğe soktuğu yeni düzenleme ile sanatçılarımıza, bilim adamlarımıza ve profesyonel sporcularımıza vizesiz giriş hakkı <a href="http://www.hurriyetport.com/news/124/ARTICLE/10179/2009-06-05.html" target="_blank">tanımış</a>. Oh, evlere şenlik.<br /><br />Sırbistan müzakere sürecine girdiği anda zaten tüm vatandaşları, 3 ay boyunca vizesiz giriş yapabiliyorlardı. Hadi onu geçelim, Avrupa Birliği'ne katılmak için başvurusu dahi bulunmayan Ermenistan'ın vatandaşları ellerini kollarını sallaya sallaya gezebiliyorlar. Üstelik Avrupa Birliği'ne üye olmadığımız halde, <a href="http://www.ikv.org.tr/gumrukbirligi.php" target="_blank">Gümrük Birliği Anlaşması'nı </a> kabul etmiş ve bunun yükünü taşıyan bir ülkeyiz. Söyleyin, bu çifte standart değil de ne?<br /><br /><span style="font-weight: bold;">Yani aslında o kadar da evlere şenlik değil. “Demokrasi”, “hukukun önünde eşitlik” lafları yalan. George Orwell'in “Animal Farm” eserindeki domuzlar nasıl kendilerini “daha eşit” olarak görüyorlarsa, Avrupalı için Türk olmayanlar “daha eşit” oluyor herhalde.</span><br /><br /><span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">Avrupa Birliği'ne bu kadar karşıtlık olur mu be kardeşim? diye sorabilirsiniz...</span><br /><br />Ne avrupanın, ne de birliğinin düşmanıyım. Gel gör ki Avrupa Birliği'ne girme taraftarı biri de değilim. Hatta diyebilirim ki, Avrupa Birliği'ne girmek için yapmamız gerektiği söylenen şeyleri yapabildikten sonra Avrupa Birliği'ne girmeye ihtiyacımız kalmayacak. Zaten birlikteki ülkelerin Türkiye'nin üyeliğine pek sıcak bakmadığını düşünüyorum. Nasıl mı?<br /><br />Öncelikle şu sosyolojik gerçeği göz önüne almak gerek: “Kıtlık” seviyesinde olmayan bir ülkedeki <span style="font-weight: bold;">doğum oranları, o ülkenin refah seviyesiyle birebir olmasa bile ters orantılıdır.</span> Yani refahın vasat olduğu ülkelerde/bölgelerde “genel” mantık şudur: <i>Çocuklarım ben yaşlanınca bana baksınlar!</i><br /><br />Şimdi bunun bizim Avrupa Birliği ile ilişkilerimizle ne alakası var?<br /><br /><span style="color: rgb(51, 204, 0);">Avrupa'da refahın yükselmesiyle birlikte, insanların ömürleri uzadı, sağlık güvenceleri güçlendi, daha huzurlu emekliliklere kavuştular. Yani yaşlanınca bana bakması için çocuğa gerek yok. Genç nüfus azaldı – bunu özellikle Almanya ve Finlandiya gibi ülkelerde rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.</span><br /><br /><span style="color: rgb(51, 204, 0);">Genç nüfus azalınca doğal olarak iş gücü azaldı, ekonomilere durgunluk geldi. Buna çözüm olarak gelişmekte olan ülkelerden işçi alımı başladı</span> <span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic;">(Almanya'daki Türk işçilerini düşünün)</span>. <span style="color: rgb(51, 204, 0);">Ancak bu işçi alımının bir yan etkisi ortaya çıktı: Kültürel çatışmalar. Buna isterseniz dini farklılıklar deyin, isterseniz yaşam tarzındaki diğer farklılıkları vurgulayın. Sonuç kaçınılmazdı:</span> <span style="font-weight: bold;">Avrupalı, yabancıdan korktu!</span><br /><br /><br />Bu durumun büyük bir pay sahibi olduğu bir takım sebeplerden dolayı, Avrupa'da yıllardır yükselen bir <span style="font-weight: bold;">ırkçılık </span>dalgası var. Bu dalga da öncelikle ve özellikle bize çarpıyor. Merkel ve Sarkozy gibi çeşitli liderler de, toplumlarının kendilerine olan desteklerini daim kılmak için ırkçılık, ayrımcılık ve çifte standart içeren politik düşüncelere prim vermektedirler.<br /><br /><br />Avrupa'da bizim birliğe girmemizi istediğini beyan edenler sadece sosyalistler ve diğer bazı odaklardır. <span style="font-weight: bold;">Onlar da sözde ermeni soykırımını tanımamızı, boğazlar/ekümenlik/kürt/kıbrıs meselelerinde akıl almaz tavizler vermemizi bekliyorlar.</span> Beklentileri gerçekleşirse desteklemeye devam ederer mi, şüpheliyim. Bu konuları tartışmak da zaten ayrı bir blog yazısını hakediyor. Hatta belki daha fazlasını.<br /><br />Özetle diyorum ki, gelin, Türkiye'mizin geleceğini, önümüze tutulan bir Avrupa Birliği “havucu” peşinde koşturmadan; ama bizim için faydalı olan gelişmeleri de takip ederek oluşturalım. Mesela, sendikal hakları, emeklilik ile ilgili uygulamaları halkın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak düzenleyelim. Adım başı alışveriş merkezi değil de hastane ve okul yapalım. İşsizliğe ve enflasyona güçlü çözümler türetelim. Sözde vize kıyaklarıyla kendimizi avutmayalım. Biz her zaman çok daha fazlasını hakettik.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-6448846087174114659?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-76314944770509688362009-02-16T08:41:00.000-08:002009-02-17T10:23:33.244-08:00Umudumuz ObamaBarack Obama 10 Subat 2007 tarihinde Amerika Birlesik Devletleri Baskanligi icin adayligini acikladigi zaman, sadece ABD vatandaslari degil, Bush yonetiminin 8 yillik yikim dolu politikasindan nasibini almis olan dunyanin umutlari bir kez daha 'super guc'e cevrilmisti.<br /><br />Cumhuriyetcilerin coktan belli olmus ve nispeten daha sikici adayi John McCain'e nazaran, Demokratlar, Barack Obama ve Hillary Clinton gibi iki liberal ve degisime simdiden baslamis (Afro-Amerikan vs. Kadin) adaylarin cekismesiyle ortak bir payda bulmakta hayli zorlanmislardi.<br />Yine de 3 Haziran 2008'de Demokratlar secimlerinden zaferle cikan Barack Obama oldu, ve Hillary Clinton'un 'herseye ragmen' destek konusmasi ile, bu sefer belki de daha az disli olan rakibi John McCain'le kapismaya koyuldu.<br /><br />4 Kasim 2008'de bu genel secimleri de kazanan Barack Obama, ABD'nin yeni baskanlik koltuguna oturmaya, Beyaz Saray'i evi, yuvasi bellemeye, ve -umarim- Oval Ofis'i Bill Clinton-vari amaclarla kullanmamaya hak kazandi.<br /><br />Sadece Amerikali vatandaslar degil, tum dunya bu zaferi alkisladi- Amsterdam'da otel lobilerinde kurulan dev ekranli secim gecelerinde, sadece California veya Illinois sakinleri degil, Cinlisinden Italyanina, Almanindan, Kenyalisina kadar herkes bu zafere alkis tuttu, ellerinde Amerikan bayraklari, ustlerinde Obama t-shirtleri, Obama'nin aldigi her eyalet, onlar icin bir parti nedeni oldu.<br /><br />Ben, Amerika'nin demokrasi adi altinda bir gizli oligarsiyle yonetildigine, ve bu yuzden de kurtaj, saglik sigortasi, egitim politikalari gibi ic-isleri etkileyen politikalar disinda, dunya bazli aksiyonlarda cok onceden planlanmis politikalara, baskanlik koltuguna kim oturursa otursun, sadik kalindigina inananlardan biri oldugum icin, Barack Obama'nin ABD yeni baskani olmasi beni acikcasi bu kadar sevindirmemisti, ve ben daha objektif bir gozle, arkadaslarima bu sevinclerinin nedenlerini ve Obama'dan ne beklediklerini sorma firsati bulmustum.<br /><br />Acikcasi bircogu bana zaten duydugum ve inanmam beklenilen 'change we can believe in'den baska bir sey soylemediler, ama bir arkadasimin cevabi cok ilginc olmustu:<br /><br />'Barack Obama'dan ne bekledigimi bilmiyorum: ama beklemedigim sey su: dunyayi degistirmesi. Herkes ondan cok sey bekliyor, kimse bu kadar beklentiyi karsilayamaz'<br /><br />Gercekten de Barack Obama, kazandigi 4 Kasim secimleriyle sadece dunyanin super gucunun kontrol mekanizmasini degil, ayni zamanda bir yikintiyi da devraldi. Ustelik dunya ondan sadece ortaligi silip supurmesini degil, bir de dekore ederek yepyeni bir Amerika yaratmasini bekliyor.<br /><br />Irak ve Afganistan'daki basarisiz askeri yapilanma, Rusya'yla tam cozulememis olan NATO krizleri, Iran'la girilen nukleer silahlanma yarislari, kadim muttefik Israil'in Filistin dilemmasi ve Buyuk Depresyon'dan sonra gorulen en buyuk resesyon...<br /><br />47 yasindaki -politik gecmisle kiyasla- bu genc omuzlardan, buyuk devinimler beklenmekte.<br /><br />Barack Obama da Beyaz Saray'a tasinir tasinmaz, daha bavullarini cikarmadan is basina koyuldu ve belki de sorumluluklarin en buyugu, dertlerin en zoru olan global kriz icin Amerika Birlesik Devletleri'nin uygulamasi gereken bazi planlari acikladi.<br /><br />Hemen hatirlatalim, su an dunyamizi etkileyen bu global kriz, Amerika'da bankalarin 'non performing loans' dedigimiz, kredibilitesi olmayan, geri-odeyebilecegine guvenilmeyen ve yanlis yatirimlarda bulunan musterilere kredi vermesi (bu durumda mortgage kredisi) ile baslamis, Lehmann Brothers, AIG gibi onemli sirketlerin iflas etmesine neden olmustu. Bircok banka, devlet tarafindan alinmis, boylece banka sistemi batmaktan da kil payi da olsa kurtarilmisti.<br /><br />Barack Obama'nin Adam Smith'i utancindan kizartan bu kriz icin acikladigi politikalar, en basit haliyle iki baslik altinda toplaniyor:<br /><br /><strong>1.Umumi yapilanmaya yatirim: </strong>Ingilizcesi 'public infrastructure' olan bu kavram, Franklin Roosevelt'in de Buyuk Depresyon donemlerinde buyumenin negatif hizini dusurmek icin uyguladigi bir politikaydi. Mesela otobanlarin yenilenmesi, yeni raylarin dosenmesi gibi planlarla hem devlet harcamalari artirilarak buyume hizlandirilmis, hem de bu calismalarla insanlar icin yeni is imkanlari sunulmustu.<br />Barack Obama'da ABD butcesinin 2/3 kadarinin bu yapilanma icin kullanilacagini belirtti.<br />Her ne kadar Roosevelt doneminde basarili olduysa da, bazi ekonomistler durumun cok da yanlisi degil.<br />Ornegin Nobel odullu ekonomist Paul Krugman, bu tur yatirimlar icin toplanilan bilgilerin -hangi alana, nasil yatirim yapilacak ve kazanc ne boyutta olacak- maliyetinin cok fazla oldugunu, bu yuzden de yapilan yatirimin cok da verimli olmayacagini soyleyenlerden yalnizca en unlusu.<br /><br /><strong>2.Vergilerde indirim: </strong>Barack Obama, ABD butcesinin geri kalan 1/3uyle de vergi indirimine gidilecegini, boylelikle insanlarin maaslarinda bir artis saglanarak tuketimlerinin hizlandirilacagini acikladi.<br />Her ne kadar bu da teoride uygun bir calisma olsa da, pratikte olasilirligi kisitli olabilecek bir uygulama- zira insanlarin tuketimlerinin sadece ellerindeki paraya bagli olmadigi, cok karsilastigimiz ve klasik ekonomik modellerden vazgecmis cati altinda kabul edilen bir olgu.<br />Uzun suren bir resesyondan sonra eline biraz daha fazla para gecen bir vatandasin, hemen eski tuketim modeline gecmeyecegi bir gercek. Sutten agzi yanan partiler, yogurdu belki ufleyerek bile yemeden, oncelikle yatirimlarini degerlendirecek, paralarini biriktirme yoluna gideceklerdir.<br />Devletin vergi indiriminin, ilerki zamanlarda yine bir vergi zammina yol acacagini ongoren daha ekonomik farkindaliga sahip olan partiler de yine tasarruflarini artirmayi sececeklerdir.<br />Kisacasi vergi indirimi de basli basina bir cozum olarak gorulmemekte.<br /><br />Tuketimi hizlandirarak pazarlari canlandirmak icin yapilmasi gereken en buyuk sey insanlarin tuketim aliskanliklarini, resesyonun parcalamasina izin vermemek. E her insanin ekonomi anlayisi, tukettigi mallar, bu mallara verdigi onem de farkli olunca, herhangi bir spesifik cozum bulmak da bir hayli zor oluyor.<br /><br />Barack Obama, pazarlari canlandirmak icin sadece tuketicilerin eline ekstra para vermeyi degil, onlari Amerikan mallarina da tesvik etmeyi secerek dogru gibi gorunen bir adim daha atti. Ozellikle celik ve demir gibi inputlarin Amerikan ureticilerinden alinmasini tesvik etmeye calisan Barack Obama; Cin, Avrupa Birligi uyeleri ve Kanada gibi onemli demir-celik ihracatcilarindan gelen tepki uzerine talebini geri cekse de, oneriler, dunya-serbest-pazarini cok da etkilemeden, daha Amerikan bazli bir uretim-tuketim modeline gecilmesi yonunde.<br /><br />Tabi sadece pazarlardaki arz-talep egrileri degil, devletin kendi butcesi ve borclarinin finansmani da Amerika'nin su anda bulundugu zor konumlardan. Buyuk bir butce acigina sahip olan ABD (yaklasik 455 milyar dolar) bu acigi, finansal pazarlarda finanse etmeye calisiyor.<br />Yine de piyasalarda bu acigi eritebilecek denli talebin gorulmedigi de bir baska aci gercek.<br /><br />Su an Barack Obama, ABD'nin dis politikalarindan ziyade, icinde bulundugu ekonomik piyasalari, iyi ya da kotu, verimli ya da verimsiz bazi mali politikalarla iyilestirmeye calismakta.<br />Sonucun ne olacagini ise zamandan baska gosterebilecek hicbir sey yok, ozellikle Adam Smith'in bile yanildigina sahit oldugumuz su mucizevi zamanlarda....<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-7631494477050968836?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>melloncolliehttp://www.blogger.com/profile/02333649853362892021noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-66259472830829875252009-02-14T13:08:00.000-08:002009-02-14T13:45:59.193-08:00Murat Karayalçın ile Söyleşi<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.seshaber.com/resim/karayalcin0c5a49590c4dfd1dby.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 236px;" src="http://www.seshaber.com/resim/karayalcin0c5a49590c4dfd1dby.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><br /><br />12 Şubat'ta Bilkent Üniversitesi, Abbas Güçlü'nün “Genç Bakış” programı aracılığıyla Murat Karayalçın'ı ağırladı. Okuldan dönüş sorunum olduğu için programı televizyon aracılığıyla izledim.<br /><br />23.45te başlaması beklenen program yaklaşık bir saat gecikmeyle başladı. Olsun, beklediğimize değdi. Sonuçta Murat Karayalçın, CHP'nin Ankara Büyükşehir Belediyesi (kendisinin deyimiyle anakent) Başkanı adayı Bilkentli öğrencilerin ayağına kadar gelmişti!<br /><br /><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Öğrenci katılımı ve sorularının genel kalitesi</span><br /><br />Mithat Çoruh Amfisindeki pek çok seminere katılma fırsatım oldu. Teknolojik, güncel ya da tarihi olayları tartışmak amacıyla düzenlenen seminerler genelde sinek avlardı. Ne zaman ki <span style="font-style: italic;">“kişisel gelişim”</span> seminerleri olurdu (yani <span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">nasıl daha kolay para kazanabilirsiniz</span> seminerleri), o zaman mekan dolup taşardı. Bu sefer istisnai bir durum oluştu – insanlar Murat Karayalçın'ı görmek için akın akın geldiler. Kabul edelim ki, bazı meraklılar hariç, Bilkentte okuyan öğrencilerin pek çoğu <span style="font-style: italic;">apolitiktir</span>. Bu yüzden katılım beklediğimden de fazlaydı. Uykularından bile fedakarlık edebilecek bu kadar çok insan olduğunu bilmek mutluluk vericiydi. Seminere gelemeyen ama en az gelenler kadar ilgili olan pek çok insan olduğuna da kesin. Bu seminer sayesinde okul arkadaşlarıma artık daha çok inanıyorum.<br /><br /><br />Programın büyük bir çoğunluğu katılımcılarla Murat Karayalçın arasında soru-cevap şeklinde geçti. Söz alanlar, çeşitli partilerin sempatizanlığını yapanları saymazsak, oldukça can alıcı sorular yöneltti. Ankara'nın sorunları olsun, Türkiye'deki güncel olaylar olsun, Murat Karayalçın'ın fikirlerini dinleme fırsatını elde ettik. Kısıtlı süre ve kalabalık katılım sebebiyle yanıtlar doğal olarak olabildiğince kısaydı, hatta bazı konular yüzeysel denebilecek kadar az konuşuldu. Genel olarak sorular şu başlıklar altında toplanıyordu (eksik olduğunu düşündüğünüz varsa lütfen yorumlarda yazın) :<br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Ulaşım hakkında ne tür iyileştirmelerde bulunmayı düşünüyorsunuz?</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Öğrencilerin yaşamına ne türlü katkılarda bulunmayı hedefliyorsunuz?</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Adayı olduğunuz partinin (CHP) </span><span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">“dini”</span><span style="color: rgb(255, 0, 0);"> </span><span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">açılımları </span><span style="color: rgb(255, 0, 0);">hakkında ne düşünüyorsunuz?</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Son 15 yıldır aldığınız seçim yenilgilerini neye bağlıyorsunuz?</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Bir ara telefonla bir belediye çalışanı bile aradı. </span><span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">Murat Karayalçın başkan olunca Melih Gökçek'in insanlarını kovacakmış, doğru mudur?</span><span style="color: rgb(255, 0, 0);"> Diye sordu.</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- MHP'nin adayı hakkında neler düşünüyorsunuz? ( Kişisel görüşümdür; bu insan Beypazarı'nı cennete çevirmiştir)</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Belediye başkanı olduğunuz dönemde Ankara'nın havası çok kirliydi. Açıklayabilir misiniz?</span><br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0);">- Kültür anlayışınızı açıklayabilir misiniz?</span><br /><br />Söyleşinin düzeyi hiç alçalmadı. Sadece bir tane sabırsız arkadaşımız vardı, mikrofonu alıp sözünü söylemek için çok debelendi, bağırdı çağırdı. Farklı görüşlerde pek çok insan, saygı çerçevesini aşmadan sorularını ve eleştirilerini dile getirdi. Bunu o meşhur “demokrasi olgunluğu”na sığdırabileceğimizi umuyorum.<br /><br /><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Murat Karayalçın'ın genel üslubu</span><br /><br />Murat Karayalçın'a sadece kendisi hakkında değil, salonda bulunmayan bazı kişiler (Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu, CHP, vs.) hakkında da eleştirler ve sorular geldi. Tüm bu söyleşi sırasında Karayalçın oldukça sakin ve görgülüydü. Bu da onun katılımcılara ne kadar çok saygı gösterdiğinin doğrudan bir ifadesidir.<br /><br />Eskiden beraber çalışmış olduğu MHP'li rakibi için oldukça nazik bir dilde konuştu. Konuşması sırasında tek eleştirdiği kişi Melih Gökçek oldu. O eleştirileri de hakaret boyutuna asla inmedi.<br /><br />Ankaray ve Metro'nun açılışı Melih Gökçek zamanında yapıldı. Bu, projenin gerçek sahibini değiştirmez; projeler Karayalçın döneminde yapılmıştı. Ulaşımın iyileştireceğini vaadetti. Ankara'nın su kaynaklarını genişletme sözünü de veren Karayalçın, su kaynaklarını Ankara'ya bağlamak için gerekli olan masrafları “Çayyolu Metrosu” projesine aktaran Gökçek'in rantçı anlayışını eleştirdi.<br /><br />Karayalçın döneminde Ankara'da kömür kullanımı oldukça yaygındı. Doğalgaz mevcuttu; Karayalçın'ın yaptığı şey de doğalgaz kullanımını yaygınlaştırmak oldu. Hava kirliliği konusunda da gösterilen şeffaflığı hatırlattı (o dönemde hava kirliliği oranı ölçümleri gazetelerde duyurulurdu). Ankara'nın havasının temizlenmesinde büyük katkısı olduğunu söyledi.<br /><br />Diğer pek çok güzel yanıtın yanında beni tek tatmin etmeyen, CHP'nin yeni açılımları ile ilgili yanıtı oldu. Yanıtlarında özetle CHP'nin ardniyetli olmadığını düşündüğünü ifade etti. Bir partinin adayı olmak demek o partinin bütün görüşlerini tasvip etme zorunluluğunu getirmez. Kaldı ki partinin resmi görüşü gibi görünse de parti içinde de bu konuda %100 bir fikir birliği olduğunu iddia edemeyiz. Ayrıca mesele hakkında fazla iyimser bir yaklaşımda bulundu; diyanet işlerinin masum bir kurum olduğunu ve bu yüzden kursları denetleyebileceğini varsaydı. Kursları bir merkezde toplamak çekici gelmiş olabilir. Gel gör ki, kadınların parfüm kullanmasını günah kabul eden bir kuruma nasıl güvenebilirsiniz ki küçücük çocukların beyinlerini Kur'an kurslarında yıkamasın? Asıl sorun denetimlilikten çok uzaktadır. Kur'an kursu meselesi hala tutarlı bir uygulanabilirlikten uzak, tartışmalı bir konudur. Varolan kursların hali de bu tartışmalı durumu doğrulamaktadır.<br /><br /><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">“Öğrenci kollektifleri” hadisesi</span><br /><br />Gecenin belki de en ilginç çıkışı,<span style="font-style: italic;"> Öğrenci Kollektifleri</span>nden geldiğini söyleyen bir kızdan geldi. Birkaç maddeden oluşan bir bildirgeyi okudu ve Karayalçın'a bu bildirgenin altına imza atıp atamayacağını sordu. Maddelerin içinde “öğrencilere bedava ulaşım sağlamak”, “öğrencilerin barınma koşullarını iyileştirmek”, “evde kalan öğrencilerin doğalgaz ve su faturalarında %50 indirim yapmak”, “üniversitelerin doğalgazı ve suyu ücretsiz kullanmaları”, “belediye işlerinde üniversitelere söz hakkı vermek” gibi çarpıcı istekler vardı.<br /><br />Karayalçın, maddelerin çoğunun uygulanabiliğinin imkansız olmadığını kabul etti; ancak adamakıllı bir hesap yapmadan bir söz vermenin tüm öğrencilere bir hakaret olacağını söyledi. Belki de böylece ucuz bir tuzağa düşmekten kurtuldu.<br /><br /><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">DEHAP meselesi hakkında...</span><br /><br />2004 seçiminde DEHAP'la yapılan ittifakı katılımcılar tarafından defalarca dile getirildi. Mikrofonu eline alanlar, konuştu da konuştu, coştu da coştu. PKK, Leyla Zana'lar havada uçuştu. Belli ki, özellikle MHP adayının kullanabileceği en etkili açık buydu. Karayalçın da defalarca parolasının “Tek vatan, bütün bir vatan olduğunu” dile getirdi; kendisini mitinglerde alkışlayan doğulu vatandaşlarımızı hatırlattı. PKK'nın bir bela olduğunu, PKK'yı asla desteklemediğini defalarca tekrarladı.<br /><br />Karayalçın'ı bu konuda savunma niyetinde hiç değilim. Hatta bu girişimiyle istediği amaca (“Kürt kardeşlerimize el uzatmak”) ulaşamamış, hatta tatsız bir hata yapmıştır. Ancak herşeyin de bir adabı var. Ben oradaki insanlar olsaydım, aynı meseleyi durduk durmadık yerde, sürekli dile getirmek yerine bir tane, tutarlı soru sorardım. Örneğin, <span style="font-style: italic;">“2004'te bir ittifak yapmıştınız. Sizce bu yerinde bir çalışma mıydı, buna benzer bir girişimi ileride tekrarlamayı düşünüyor musunuz?”</span> Karayalçın da, mantıklı ya da mantıksız, yanıtını verirdi, ki öyle de yaptı aslında. Bir söyleşide bulunma sebebiniz, konuşmacıya saldırıda bulunmak olmamalıdır. Üstelik bir kişiye <span style="font-style: italic;">“sen vatan hainisin”</span> imasında bulunmak çok ağır bir küfürdür. Görüşlerini paylaşmayı ve dolayısıyla eleştirilmeyi kabul etmiş bir insana böylesine gelişigüzel ve zalimce davranılmaz.<br /><br /><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">Abbas Güçlü'nün sunum kalitesi</span><br /><br />Uğur Dündar'ın “Kılıçdaroğlu” düellolarındaki performansını gördükten sonra artık pek çok gazetecinin sunum kalitesi gözümde yavan gelmeye başladı. Nitekim, her ne kadar genelde “öğrencisever” bir profil çizse de Abbas Güçlü, bu sefer öğrencilerin kanına girmeyi başaramadı. Programda ön plana çıkması elbette uygunsuz olurdu; ancak kendinden daha fazla da katabilirdi. “Bilkentli öğrenci profili” klişesini birkaç kere tekrarlayınca katılımcılardan - bence doğal olarak - tepki aldı. Bundan sonra bu konuda daha dikkatli olacağını umuyorum.<br /><br /><br /><span style="font-style: italic;">“Geçmişte sol olarak bölüne bölüne kaybettik, şimdi ise birleşerek kazanacağız”</span> mottosuyla hareket eden Karayalçın, sosyal devlet anlayışını ne kadar iyi kavradığını verdiği yanıtlarla gösterdi. Belediye'deki o ismini vermek istemeyen çalışana yaptığı muameleden tutun da Ankara'lıları yoksulluk sınırının üstüne çıkarmak için tasarladığı projelere kadar pek çok ilginç söylemde bulundu. Seçimde galip gelirse, verdiği sözlerin ne kadar arkasında durduğunu görme fırsatını bulmuş olacağız.<br /><br /><br /><br />Her şey gönlünüzce olsun...<br /><br /><br />(Fotoğraf, http://www.seshaber.com/resim/karayalcin0c5a49590c4dfd1dby.jpg adresinden alınmıştır)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-6625947283082987525?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-51453503688404917362009-02-11T09:58:00.000-08:002009-02-11T10:05:38.772-08:003 duyuru1. Bu akşam 23.45'te Kanal D'de "Genç Bakış" adlı bir program yayınlanacak. Program Bilkent Üniversitesi Mithat Çoruh Amfi'den canlı olarak yayınlanacak.<br /><br />2. Bilkent Üniversitesi'nde Sosyalist Düşünce Kulübü kurulmuş.<br /><br />3. Aslında nisan 2007'de yazılmış olan bir bildirgeye rastladım. Henüz okumaya başlamadım. Bildirgeye http://www.solsecenek.com sitesinden ulaşabilirsiniz. Özellikle Felsefe/İdeoloji Çerçevesi'nden itibaren yazılan maddeler ilginç olabilir.<br /><br />Programı izleyelim, bildirgeyi okuyalım. Ben her birisi için düşüncelerimi harmanlayıp ayrı ayrı yazmayı planlıyorum. Siz okurlarımın da görüşlerini çok merak ediyorum. Kulübü takip edebilmek için etkinliklerini duyurmaları gerekecek. Eskilerin sözlerini tekrarlamaktan başka bir şey yapacak olurlarsa takip etmeye değebilir.<br /><br />Her şey gönlünüzce olsun.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-5145350368840491736?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-22170846062580808562009-01-30T14:00:00.000-08:002009-01-30T14:34:58.584-08:00Davos ve Gazze için farklı bir bakış açısı<a href="http://www.blogger.com/profile/02333649853362892021" target="_blank">Melloncolie</a> Davos ile ilgili çok güzel bir yazı<a href="http://onnurcangunceltartismalar.blogspot.com/2009/01/dafos-veya-da-ben-geldim.html" target="_blank"> yazdı</a>. Ben birazcık olaya farklı bir yönden yaklaşmak istiyorum.<br />…<br /><br />İsrail Gazze'deyken, Türkiye'de...<br /><br />Kahrolsun İsrail, Katil İsrail, Yaşasın Hamas,... sloganları kol gezdi.<br /><br />Facebook'ta bir sürü nefret dolu grup açıldı. Kimisi Arapları aşağılıyor, kimisi İsraillileri, kimisi Gazzeli çocuklara yakınıyor, kimisi gazzeyi unutmuş, Hamas taraftarlığı yapıyor.<br /><br />İstanbul'da Musevi vatandaşlarımızın yaşadığı semtlerdeki bilboardlarda musevilere hakaret eden çirkin ilanlar asıldı.<br /><br />MÜSİAD hemen bir miting düzenleyiverdi.<br /><br />Savaş bitti. Davos'ta başbakanımız kızıyor, köpürüyor toplantıdan ayrılıyor. <span style="font-style: italic;">“Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz”</span> demiş. Oh ne de güzel oturtmuş.<br /><br />Yunanistan alkışlıyor. İran alkışıyor. Araplar coştu zaten.<br /><br />Obama'nın temsilcisi Türkiye'ye gelmiyormuş... İki liderin sürtüşmesini talihsiz bulmuşlarmış da, sonradan telefon görüşmesi yapmaları olumlu bir gelişmeymiş.<br /><br />Miş, miş miş...<br /><br /><span style="font-style: italic;">(…)</span><br /><br />Bu ucuz sahne numarası, son zamanlarda gündemde yer kaplayan büyük küçük her olayda oynanıyor (ya da ben öyle hissetmeye başladım). Herkes birbirini suçluyor. Sanırsınız ki dünya ikiye bölünmüş durumda, delikanlı hakikaten delikanlı, kötü adam hakikaten kötü adam. Bütün dünya, aptal yerine konmuş halde, olan biteni izliyor.<br /><br />Ama işte şu ayrıntıyı kaçırıyoruz; bu “oyuncular”dan hiçbirisi birbirinden habersiz oynamıyor. Aslında hepsi karşılıklı çıkar alışverişi yapıyor. Bunun adı da <span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);">Danışıklı Dövüş</span>tür. Siyasi liderler, halklarını korkuyla kendilerine bağlamak için birbirleriyle adeta dayanışma içindeler.<br /><br />Buyrun size eski bir örnek....<br /><br />Yandaş medyadan bir yazar, nereden çıktığını bile hatırlamadığım bir sebepten ötürü başbakanı eleştiriyor. Başbakan da ona çatıyor. Siz diyorsunuz ki <span style="font-style: italic;">“kendi yandaşının bile vicdanı sızladı, isyan etti”</span>... 3-5 gün sonra yandaş yandaşlığa, başbakan başbakanlığa devam ediyor. Bu arada, yazar kendisinin ve gazetesinin tirajını arttırıyor, başbakan da yazarı affediverip demokrasi havarisi oluveriyor.<br /><br />Bir benzerlik bulabildiniz mi?<br /><br /><span style="font-style: italic;">(…)</span><br /><br />Görmüyor musunuz?<br /><br />Tayyip Türkiye'ye kahraman olarak döndü; <span style="font-style: italic;">başta Filistin olmak üzere mazlum halkların savunucusu</span> olarak.<br /><br />İstanbul'daki pek çok telefon kullanıcısının telefonuna mesajlar yağdı <span style="font-style: italic;">başbakan şu saatte havaalanında olacak</span> diye. Kalabalık toplandı, sloganlar atıldı. Gazze'de Erdoğan'a destek mitingi düzenlendi. Başbakanımız bu arada Atatürk'ü de hatırlamış, <span style="font-style: italic;">Yurtta Sulh Cihanda Sulh</span> diyor. Yandı dertler, bitti tasa, kurbanız bu cambaza. Bu sefer kömür değil de, odun dağıtabilir...<br /><br />Şimon Peres İsrail'e kahraman olarak döndü; <span style="font-style: italic;">haklı İsrail halkının çıkarlarının koruyucusu</span> olarak.<br /><br />Daha fazla silah, daha fazla savaş. İsrail'de iktidarda duran şahinler, Lübnan'a operasyon düzenlerken kendi kamuoyundan bile büyük tepkiler almış ve sonra geri çekilmek zorunda kalmıştı. Şimdi aynı şahıslar, sözlerini daha kolay geçirecek. <span style="font-style: italic;">Çünkü dışarıdaki düşmanlar sürekli olarak İsrail halkının hakkını savunmasını engelliyor. Yüce İsrail devletini adeta alaya alıyorlar.</span><br /><br />Amerikalı yetkililer yarım ağızlı konuşuyorlar ki olayı tepki almadan kurtarabilsin. İsrail'e silah yardımı yapmaya devam edecek. Bu arada da çatışan tarafları birbirine kışkırtacak.<br /><br />Hamas da Filistin halkının sözde haklı temsilcisi ünvanını pekiştiriverdi!<br /><br /><span style="font-style: italic;">(...)</span><br /><br />Ne Hamas, ne de İsrail masumdu. Sonuçta kabak kimin başına patladı? Bölünen, birbirine düşen halklara, öldürülüp de cesetleri üzerinden siyaset yapılan bebelere, bebelerin analarına.<br /><br />Bu noktada “oyuna gelmeyelim” gibi klişe bir laf söylemekten biraz daha öteye geçip, naçizane fikrimce ne yapabiliriz, nasıl tavır koyabiliriz, belirtmek isterim.<br /><br /><br />1. Gündemdeki olaylar hakkında başka insanların fikirlerini benimsemektense, aynı doğrultuda bile olsa, <span style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;">kendi görüşlerimizi</span> geliştirmeliyiz ve paylaşmalıyız. Bu paylaşım bir kahve muhabbetinin ötesine çıkmalı; bloglarda yazmalıyız, günlük hayatımızda tartışmalıyız. Ne kadar bilinçli insan, o kadar sağlıklı düşünen bir toplum!Ancak bu şekilde ardniyetli davranışların hedefini bulmasını engelleyebiliriz.<br /><br />2. İnsanları, toplulukları birbirinden ayırmaya yönelik vurgulara karşı dikkatli olmalıyız. Bu vurgular açık seçik olabilir; sanki olağan ve önemsiz birer ayrıntıymış gibi de önümüze sunulabilir. Oysa ki barışın ve özgürlüğün sağlanmasını isteyenler için önemli olan ayrıştırıcı olmak değil, birleştirici ve bütünleştirici olmaktır.<br /><br />3. Hiçbir aşırı harekete rağbet etmemeliyiz. Musevilere hakaret edenleri bir düşünün. Bir kere hiçkimse, kendi sülalesinin 4 nesil öncesini bilemez. Bu ne uyuşukluktur, insan nasıl kendi ceddini düşünmeden bir soya küfredebilir? Ayrıca İsrail ile Musevilik, Filistin ile Hamas nasıl bu kadar kolay özdeşleştirilir?<br /><br />4. Bizi kandırmaya çalışanları ve kandırma teşebbüslerini <span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 0);">asla ama asla unutmayalım</span>. Bir siyasi lider önemli bir konuda beylik bir laf ederse, aklınızın bir köşesinde tutun, hatta bir kağıda yazın. Ertesi hafta aynı konu hakkında nasıl da tam tersi bir söyleme girdiğini görünce, ya da daha kötüsü, o konunun gündemden nasıl çekildiğine şaşıracaksınız. Asıl hedef, çünkü, o meseleyi samimi bir şekilde tartışmak değil, daha büyük sorunları örtmek. Unutursak, ekmeklerine yağ sürmüş oluruz. Kin tutalım demiyorum <span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 204, 0);">ama unutmayalım, unutturmayalım.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-2217084606258080856?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-82603622330685103362009-01-30T06:12:00.000-08:002009-01-30T07:25:34.051-08:00Da'fos' (veya da Ben Geldim!)Basbakan Recep Tayyip Erdogan'in Simon Peres ve panel yoneticisi Washington Post yazari Daniel Ignatius'a carptigi metaforik tokat, krizlerle bezenmis, yerel secimlere bulanmis ulkemin gundemine hemencecik oturdu.<br />Nasil oturmasin? Yuce basbakanimiz, 'Kasimpasa delikanlisi', ezilenin savunucusu, Mr.Erdogan, 'katil' Simon Peres'e nasil da agzinin payini verdi- Ermeni oldugu bilinen Daniel Ignatius denen<br />'gazeteci bozmasi' 'ulusalci medya' parcasini nasil iki hareketle susturdu!<br />Oyle degil mi?<br />Nasil da bir gunes gibi dogduk kullerimizden!<br />Nasil da Turk'un gucunu gosterdik dunyaya!<br />Bes dakikada Erivan'dayken oradan da bir 10 dakikalik kisa yolculukla Kudus'e ulasiriz' in militarist ve milliyetci sinyallerini nasil da verdik katillere!<br />......<br />Size Sprite'tan aci bir gercek.<br />Su Hurriyet okuyucu yorumlarinin hicbiri olmadi. Olmayacak.<br />Simon Peres, 'ozur dilerim sayin Tayyip, lutfen beni affedin, bir densizlik olmus ben de yakistiramadim. Ayrica beni katil olarak gormeniz kalbimi de cok kiriyor, daha uzlasmaci bi lakap taksak?' sekli bir telefon acmadi basbakanimiza. Acmayacak.<br />Her ne kadar bu ilk yazimda Ertugrul Ozkok-vari bir usluba girmek istemesem de, gelin neler olduguna ve neler olacagina daha realist bir gozden bakalim...<br />......<br />1. Recep Tayyip Erdogan'in <em>'bana 12 dakika verdiler oysa Simon 25 dakika konustu'</em> cikisi, hepimizin arkadasimizin 5.dogumgununde yasadigi <em>'ama Ali benden daha cok pasta aldi'</em> bagirtisindan baska bir sey degildir. Biz nasil o bagirtidan sonra buyukler tarafindan <em>'ama bak canim, bugun Ali'nin dogumgunu, onun pastasi daha buyuk olmali degil mi ama- aynen senin dogumgunundeki gibi'</em> yorumlarini dinlediysek, birinin de Tayyip beye boyle bir ders vermesi gereklidir.<br /><em><strong>Konu Israil-Filistin iliskileri olunca, Israil'in, bir ucuncu parti ulkeden daha fazla konusma hakki vardir, cunku bu onu dogrudan ilgilendiren bir olaydir</strong></em>.<br />Israil bu isin bir parcasidir, Turkiye ise sadece bolgede sozunu kendince dinletmeye calisan, ve panelde fikirleri istenen bir ulkedir.<br />Recep Tayyip Erdogan'in bu ayrimi iyi yapmasi gereklidir.<br /><br />2. Simon Peres'e <em>'siz insan oldurmeyi iyi bilirsiniz'</em> demenin, eger bir 'gucsuzlerin, ezilenlerin, fakirlerin yaninda, kan tuccarlarina katillere karsi gelen super RTEman' tarzi bir kahraman figuru olusturmasi bekleniyorsa, Batman'in Gotham City'de sadece Joker'le dalasmadigi gibi, Tayyip Bey'in de Bay Peres'le yetinmemesi gerekmektedir.<br />Onunde el pence divan durdugumuz George W.Bush olsun, flort etme gerekcesiyle recm cezasina carptirilan kizlarin bulundugu Arap ulkelerinin degerli baskanlari-seyhleri-agalari olsun, hatta Ermeni oldugu gerekcesiyle insanlarin olduruldugu ve bu katillerin de polisler tarafindan alkislandigi ulkemizin basbakani olsun, RTE bunlarin hepsine tek tek karsi gelmelidir.<br /><strong><em>Onemli ulkelerin katildiklari diplomatik panellerde, bel alti vurayim mantigi islemez. 'Sen benden daha katilsin', 'vay seni baby-killer' tarzi konusmalar, duygulardan cok cikarlarin konustugu forumlarda bir kagida yazilir, sonrasinda cope atilir.</em></strong><br /><br />3.Davos Ekonomik Forumu, bes tane arkadasin bir araya gelip, <em>'oglum bak bu davranislarin iyi degil, okuldaki kucuk bebelerden harac kesiyomussun, yakisir mi delikanliliga' </em>uyarisi degildir. <strong><em>Bu tur forumlarda kisisel dogrular degil, ulke cikarlari konusur.</em></strong><br />Bize yillar yili tarih kitaplarinda anlatilan 'ama Osmanli cok iyi bi ulkeydi hic somurgesi olmadi' legallestirmesine 100 puanlik bir kompozisyon sorusu: su an bir zamanlar dunyada en cok somurgeye sahip olan Birlesik Krallik'i, hic somurgesi olmamis yigit kahraman Osmanli'yla karsilastiriniz.<br /><strong><em>Diplomasi ve kisisel dogrular, her zaman cakismaz. Cakistirmaya calismak, hem diplomasiye, hem de kisisel ahlaka zarar vermektir.</em></strong><br /><strong><em></em></strong><br />4. Hamas'in bireysel sozculugunu boyle uluslararasi ortamlarda, boylesine hamas'et kokan tavirlarla yapmak, uluslararasi kredi yoksunlugundan baska bir sey getirmez.<br />Turkiye gibi, zaten coktan dis guclerin masasi olmus bir ulkenin, onu elinde tutanlara boyle bas kaldirmaya calismasi demek, masanin ellerden dusurulerek cope atilmasindan baska hicbir anlama gelmez.<br />Belki su aralar duyulan en klise cumleyi soyleyecegim ama:<br /><strong><em>Biz Israil'in PKK bayraklariyla miting yapmasini, Olmert'in PKK delegelerini Israil'e cagirmasini nasil istemezsek, Israil de hakli olarak Hamas'la girilen bu yakin iliskileri gormek istemeyecektir.</em></strong><br /><strong><em></em></strong><br />Simdi gelelim, bu 'cikis'in etkilerine:<br /><br />1.<em>'Change we can believe in'</em> mottosuyla kalpleri kazanan, ilk siyahi Amerikan lideri Barack Obama, Gazze katliamlari sirasinda takindigi hic de 'change etmeyen' tavrindan sonra, simdi de Tayyip Erdogan'la olan gorusmesini ertelemistir.<br />Ama...<br />Bu cikis ayni zamanda Mr. Obama'nin Sarah Palin'li, 'ohmigosh Britney is back' gundemli ulkesinden birazcik disari bakarak, Israil-Filistin iliskilerinin bolgedeki diger ulkeleri de nasil olumsuz etkiledigini gormesini saglayacaktir.<br /><br />2.Israil, uzun suredir muttefiki oldugu Turkiye'ye karsi daha cekingen bir tutum alacaktir. Bunun uzun vadeli sonuclari, hem Turkiye-Amerika (zira Barack Obama'nin disisleri danismanlarinin buyuk cogunlugunun Yahudi ve Israil vatandasi oldugu bilinmektedir) hem Turkiye-Israil iliskilerinde cesitli hasarlar yaratacaktir.<br />Ama...<br />Bu hasar, oyle <em>'Yuppie Amerika gudumunden kurtuluyoruz'</em> <em>'Evet, artik biz de bagimsiz bir ulkeyiz'</em> tarzi bir yapilanmaya degil, radikal Islamcilarin anti-semitik ve anti-Amerikanci, Arap ve Islam dunyasina yonelik tutumlarina paye vermeye gidecektir.<br />Zaten ulkemizin basindaki hukumetin Laik tutumu ve tam olarak degisip degismediginin tartisildigi ulkede, bir de radikal-Islam argumanlari gundemimizi alt ust edecektir.<br /><br />3.Arap dunyasinda <em>'Vay Turkiye can Turkiye, elhamdulillah yanindayiz Turkiye'</em> havasi bir donem esecek, sonra herkes kendi yoluna bakacaktir.<br />Turkiye coktan Ergenekon operasyonlariyla Rusya-Cin-Iran blogunun yaninda yer almayacagini dolayli yoldan belirttigi icin, su an Ortadogu dunyasinin en guclu ulkesinden zaten destek alamayacaktir. Diger butun ulkeler de zaten bati dunyasiyla olan icli disli petrol kokulu ticaret iliskilerini de bir Tayyip'in Poe-tarzi <em>'Davos mu? Nevermore.' </em>sozuyle bitirmeyecektir.<br />....<br /><br />Peki olan kime olacaktir?<br />Turk halkina.<br />Bilmem hatirlar misiniz, gecen yil Amerika'yi sallayan mortgage krizi, tum dunyayi etkileyen, Londra'sindan Tokyo'suna butun menkul kiymetler borsalarini sallayan bir resesyon haline gelmisti, ve ozellikle buyume surecini tamamlayamamis ulkelerde (bkz.Turkiye) etkileri daha buyuk olmustu.<br />Zira, matured-growth dedigimiz olgunlasmis bir ekonomik gelisime sahip olan endustriyel acidan gelismis ulkeler, bu krizi sadece sigorta sirketleri ve bankalar bazinda yasarken, Turkiye gibi gelismekte olan ulkelerde enflasyon-buyume egrileri de resesyondan asiri derecede etkilenmisti.<br /><br />Ekonomik bilgisiz yetersiz Turk insani -ve Turk politikacisi olarak- biz hemen bir can simidi edasiyla <em>'aman enflasyon olmasin' </em>mantigi guttugumuz icin, buyume oranlari eksi bekleniyor su an Turkiye'de.<br />Bu ne demek?<br />Bu daha fazla insan isten cikarilacak demek.<br /><em>'Olsun olm, enflasyon durdu iste bak, 0.00 cikti bu donem' </em>de artik bir anlam tasimaz. Cunku enflasyon fiyatin kendisi degil, buyume oranidir. Zaten pahali olan bir seyin, daha fazla pahalilasmasinin onlenmesidir.<br />Ve Sprite'tan aci bir gercek daha...<br />Sen issizken, mallarin pahali mi yoksa daha mi pahali oldugunun onemi yoktur- cunku iki sekilde de o mali alamayacaksindir.<br /><br />Tabi bunlar o kadar da onemli degildir, cunku<br /><strong><em>Tam bir Osmanli cocugu olan sayin Basbakanimiz Recep Tayyip Erdogan, igrenc bebek katillerine agizlarinin paylarini vermistir. Dik ve dirayetli durusuyla asil Turk irkinin gucunu herkese gostermistir.</em></strong><br />E boyle bi durumda, ben isten cikarilmisim, sen artik yarim kilo et yiyemez olmussun, faturalar borclar birikmis, dolar firlamis,<br />ne onemi var?<br /><br />ps: Oncelikle, yaklasik 5 aydir Amsterdam'da oldugum ve Turkiye gerceklerini sadece dost muhabbetleri ve gazete basliklarindan ogrendigim icin, en ufak yanlisim olmussa ozur dilerim.<br /><br />ps2: <strong><em>Daha onemli konulara odaklanmak isteyenler icin bir not:</em></strong><br /><strong><em>Rusya Basbakani Vladimir Putin, (Davos Ekonomik Forumu'nda) devletci gecmisinden adeta 180 derece donerek, dunyayi sarsan ekonomik krizi durdurmak icin, devlet kontrolunun gerekli olmadigini soyledi.</em></strong><br /><a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10887921.asp?yazarid=20&amp;gid=61" target = "_blank">http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10887921.asp?yazarid=20&amp;gid=61</a><br /><strong><em></em></strong><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-8260362233068510336?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>melloncolliehttp://www.blogger.com/profile/02333649853362892021noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-67032811768763263902009-01-26T11:16:00.000-08:002009-01-26T13:30:07.055-08:00Tele Anket?Daha iki saat olmadı; evimin telefonu çaldı. Alo dedim ama; alo dememle pek de ilgilenmeyen bir ses kaydını dinlemeye başladım:<br /><br /><span style="font-style: italic;">Bir anket için arandınız. Yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi başkanı olarak kime oy vermeyi düşündüğünüzü belirtiniz. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Melih Gökçek'e oy verecekseniz 1'i, Murat Karayalçın'ı görmek için 2'yi...<br /><br /></span>diye devam ediyordu. Daha fazla dinlemeden kapadım. Gelin şimdi bu olayı bir inceleyelim.<span style="font-style: italic;"> <span style="font-style: italic;"><br /><br />Demek ki bir kamuoyu yoklaması yapacağı tuttu sevgili büyükşehir belediye başkanımızın.<br /><br /></span></span>Ben ev telefonumu hiçbir şirkete bana anket yapsın diye vermedim. Ev telefonum hangi kurumda kayıtlıdır? Türk Telekom'da.<br />Telefon numaram kendi başına mı kayıtlıdır? Hayır, ufak bir parça da olsa birtakım kişisel bilgiler ile birlikte tutulur; örneğin telefonun, dolayısıyla evin sahibi. Yani telefonuma erişen insan bana öyle ya da böyle erişmiş oluyor.<br /><br />Bu anketin masumane bir istatiki tablo oluşturma maksadıyla düzenlendiğine inanmıyorum.<br /><br />Nitekim, önceki seçimlerde Melih Gökçek'e oyların yoğun olarak çıktğı semtlerimiz düzenli, bakımlı, yemyeşil, havuzlu mavuzlu iken diğer adaylara ilgi gösterilen semtlerin payına yarım yamalak metro inşaası, sürekli değiştirilen kaldırım taşları, dört bir yana biten alışveriş merkezleri, bu inşaların pislikleri ve bakımsız parklar düştü. Buna çifte standart mı dersiniz, ayrımcılık mı, adalet mi, her neyse... Bu güzide uygulamanın bireysel boyutlara taşınması hiç de hoş bir durum olmaz. Niyet varsa, bu anket sayesinde elde edilen bilgilerle fişlemeler yapılabilir.<br /><br />Anketler konusundaki kişisel tercihim, canım gerçekten çektiyse, onları internet üzerinden doldurmaktır. Ne kapı önünde, ne de telefon başında siyasi fikirlerimi ifşa etmeye niyetim yok.<br /><br />Kime oy vereceğime gelince... Bak bunu işte blogumdan gönül rahatlığıyla yazabilirim. Bilgilerime gönül rahatlığıyla ulaşılabilir.<br /><br />Elimde evimizin 1.5 aylıkdoğalgaz tüketiminin faturası var. Diğer faturaların hesabı ayrı. Dolandırılıyorum.<br /><br />Evime saat 11'den sonra gidecek toplu taşıma aracı bulamıyorum. Sabahları 7 buçuk civarında dolmuşlar boş bir şekilde önümden vınlıyorlar, beni görmezden geliyorlar. Normalde de pek sık taşıt bulamıyorum. Etimesgut'a, Sincan'a yarım dakikada bir taşıt geçerken... Ankara'nın pek çok yerine birden fazla vasıtayla gitmek zorundayım.<br /><br />Yeşil alanlarım azalıyor. Evimin önümdeki parkın sadece belediye araçları tarafından sulanması zorunlu kılındığından beri o güzelim çimler soldu, ağaçlar kurudu. Kendi evimi sulamam bile yasaklandı.<br /><br />Eskiden çay demlemek için musluktan su koyardık. Şimdi cesaret edemiyoruz. Su resmen kokuyor. SUYUM ZEHİRLİ.<br /><br />Şehiriçi yolculuklardan korkuyorum; çünkü hiçbir yol düzgün değil.<br /><br />Sadece Ankara ile ilgili kalarak, daha bir sürü şey sayabilirim. Bütün bu irili ufaklı meseleler 15 yılın biriktirerek getirdiği şeyler. Bunların çözülmesi için bazı şeylerin değişmesi şart.<br /><br />Kaybol. Bir daha benim hayatımın huzurunu ve düzenini ilgilendiren hiçbir kademede karşıma çıkma.<br /><span style="font-style: italic;"><span style="font-style: italic;"></span><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-6703281176876326390?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-45435851684418427332009-01-19T12:09:00.000-08:002009-01-19T14:06:19.266-08:00Vatan sevgisi üzerine küçük bir notDönemim bitti, yeni yazılar yazmayı düşünüyorum hayırlısıyla :) dünyama bak hele, insanlığa bak; her gün hakkında düşünülecek bir sürü olaya gebe.... ama şimdi ben, bir video ile ilgili küçük bir düşünce fırtınası aktarmak istiyorum. Önce şu videoyu bir inceleyiniz... facebooka üye olmanız gereklidir...<br /><br />http://www.facebook.com/home.php?#/video/video.php?v=1032269498882&amp;oid=59242170475&amp;ref=nf<br /><br />Teyze ne kadar da güzel söylüyor! Kadınların özgürlüğü, türban, çarşaf, tülbent meselesi ile başlıyor; fakat konu çok daha derin mevzulara giriyor. İşte bu noktada, sevgili arkadaşım mistırcek'in bir zamanlar paylaştığı yazısından da biraz faydalanarak, kendisinin de hoşgörüsüne sığınarak, bazı fikirlerimi dile getireyim...<br /><br /><br />Biz, bu ülkenin, bu vatanın geleceğinden sorumlu insanlarız. Genciz. Ekmeğini yedik, yemekteyiz. Okullarında okuduk, okumaktayız. Videodaki teyze de diyor ya, bilgisayarımız bile var :) öğretmenlerimiz bile var :)<br /><br />Şu güne kadar hangi kıza aşık olduysam hepsi Anadolu'dan...<br /><br />Bu sorumluluk "fw: uruzbu cocuu pkk" maillerinini forwardlamak, <span style="font-weight: bold;"><span style="color: rgb(255, 0, 0);">vatansever süsü verilmiş</span> </span>"ermeni dölü, rum tohumu, kahrolası yahudiler" sloganları atmak, Ata'mızı sadece 10 Kasımlar'da ya da başımız sıkıştığı zaman hatırlamak ve ondan utanmadan yardım dilenmek, meydanlarda monoton ritmlerde slogan atmak... gibi gereksiz, aşırı, düşmanca, ayrımcı, ırkçı, ve en doğru tabiriyle "bilinçsiz" davranışlarla gerçekleştirilemez. Bunların hepsi, bir parça bile olsun emek taşımayan şeyler, bir gram bile olsun vatan sevgisi taşımayan hareketler. İçinde sevgi olmadığı için, <span style="font-style: italic;">yürek de gerektirmeyen</span> şeyler...<br /><br />Bu sorumluluk, çok çalışarak, ülkemizde ve dünyamızda gelişen olaylara duyarsız kalmayarak, bilinçsizi bilinçlendirerek, açı doyurarak, çıplağı giydirerek, fakirin belini doğrultmasına yardımcı olarak, bilim yaparak ya da sanat yaparak, ama herşeyin başında dürüst yaşayarak, dürüst çalışarak gerçekleştirilir. Barışı savaşa, bereketi kıtlığa, gerektiği zaman da adaleti kişisel çıkarlara tercih ederek... Bu hedefler tek bir yolla gerçekleştirilir diye bir şart yoktur, hatta farklı fikirlerin birbirleriyle yüzleşmesi, tartışılmasıyla çok daha yararlı ve kabul edilebilir çözümler üretilebilir.<br /><br />Anadolu'nun benim işkenceli bir hayat sürmemi ve öylece ölmemi isteyeceğini <span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);">hayal bile edemiyorum.</span> Yegane varoluş sebebi <span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);">benim can güvenliğimi sağlamak</span> olan devletin de... Benim ölmemi isteyecek insanlar bir ordu kadar kalabalık bile olsa bu aşağılık teşebbüsün yükünü ülkeme yıkamam. Ülkemde tonlarca sorun var, hem de her kalemde. Eğitim sistemi, yolsuzluk-yoksulluk, sağlık sistemi, güvenlik, adalet, kentsel yapılaşma, ekonomik politika, diplomasi,... bunların hiçbiri reddedilemez. Ama bunları, ülkenin geleceği ile birlikte başka başka insanlara, ya da efendim, <span style="font-style: italic;">ortalama zeka</span>ya atfetmek bir çözüm olmadığı gibi, <span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);">benim kişisel geleceğimin ve mutluluğumun da bu sorunları çözümleyebilmeme bağlı olduğu gerçeğini </span>hiç ama hiç değiştirmiyor.<br /><br />Bu yüzden...<br />ülkemin sorunu benim de kişisel sorunumdur,<br />sırtımı dönemem,<br />imkanım varken erteleyemem,<br />bana dokunmayan yılan bin yaşasın hiç diyemem.<br /><br />Bunun için arslan yürekli olmak gerekiyorsa, uğruna o kadar mücadele etmek gerekiyor ve yenilmeyi de göze alabilmek gerekiyorsa, ne olmuş yani?<br /><br />Vatan sevgisi budur.<br /><br />Her şey gönlünüzce olsun...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-4543585168441842733?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-50162713333147048322008-12-29T08:50:00.000-08:002008-12-29T08:53:57.080-08:00Yunanistandan...<div> <div> <div> <div> <div> <div> <p><span style=";font-family:Comic Sans MS;font-size:130%;" ><span style=";font-family:&quot;;" >Bana mail olarak gelen bir yazıyı olduğu gibi aktarıyorum...<br /></span></span></p><p><span style=";font-family:Comic Sans MS;font-size:130%;" ><span style=";font-family:&quot;;" > Yunanistan'da şiddet eylemleri yapanlar daha çok 14-16 yaş arasındakiler. “Peki ne istiyorsunuz?” sorusuna verilen yanıt genellikle, “yaşamı değiştirmek, bizden çalınan yaşamımızın bize iade edilmesi”. “Biz sizin çocuklarınızız” diye başlayan bir metin kaleme almışlar. Bunu polis kurşunu ile ölen Alexis'in cenaze töreninin ertesi günü liseliler yürüyüş sırasında dağıtıyorlarmış:<br /></span></span></p><p><span style=";font-family:Comic Sans MS;font-size:130%;" ><span style=";font-family:&quot;;" ><br /></span></span></p> </div><p style="text-align: center;" align="center"><span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;color:blue;" ><span style="color:blue;"> </span></span></p> <p style="color: rgb(51, 255, 51);"><span style="font-size:130%;"><i><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-style: italic;">“Biz sizin çocuklarınızız. Daha iyi bir dünya istiyoruz, bize yardım edin. Yüzü maskeli terörist değiliz, hem bilinen hem tanınmayanız, sizin çocuklarınızız, bilinen, bilinmeyen. Rüyalarımız var, onları öldürmeyin. Hatırlayın, siz de bir zamanlar gençtiniz, şimdi para peşinde koşuyorsunuz, sadece vitrini süslemekle meşgulsünüz, şişmanladınız, kelleştiniz, unuttunuz. Bizi desteklersiniz zannettik, bize ilgi gösterir, bu kez bir defa olsun bizimle övünürsünüz zannettik, boşunaymış. Sahte yaşamlar sürdürüyorsunuz, başınızı eğdiniz, pantolonlarınızı indirdiniz, ölüm gününü bekliyorsunuz, hayal kurmuyor, aşık olmuyor, yaratmıyorsunuz. Yaptığınız tek iş almak ve satmak. Her yerde madde var, hiçbir yerde aşk yok, hakikat yok. Anneler babalar nerede, sanatçılar nerede, neden bizi korumak için çıkmıyorlar dışarı. Bizi öldürüyorlar, yardım edin. Biz sizin çocuklarınızız” </span></span></i></span></p> <p><span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;" > </span></p> <p><span style=";font-family:Times New Roman;font-size:130%;" >Sonra altında bir de not var bu metnin “Daha fazla göz yaşartıcı bomba atmayın, biz zaten yeteri kadar ağlıyoruz.”</span></p> </div> </div> </div> </div> </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-5016271333314704832?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-35784133226639874032008-12-21T10:52:00.000-08:002008-12-21T12:01:34.225-08:00Aydın...Gündemi mutlaka takip ediyorsunuzdur. Ortalıkta "ermenilerden özür diliyorum" diye bir kampanya başlatmış bir "aydın" topluluğu var.<br /><br />Ermeni meselesini şimdilik uzakta tutalım...<br /><br />"Aydın" olayına gelelim...<br /><br />Ömrünü eğitilmeye adamak, kitaplar yazmak, araştırmalar yapmak,... hiç kolay işler değil. Aydın insanlara ve fikirlerine gerçekten ihtiyacımız var.<br /><br />Gel gör ki...<br /><br />İlber Ortaylı, mürekkep yalamış bir aydınımızdır. Tarih konusunda oldukça bilgilidir. Ya da Uğur Dündar? Kendini tarafsızlığa adamış, yılların gazetecisi... neden içinde kendi isminlerinin geçtiği haberlerde "aydın" lafı neredeyse hiç kullanılmaz? Onlar da kitap okumadılar mı?<br /><br />Çünkü onların böyle bir sıfata, kimliklerinin bu yönünün vurgulanmasına <span style="font-style: italic; font-weight: bold;">ihtiyaçları yok</span><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">tur</span></span>. Konuştukları zaman, sadece ve sadece kendi adlarına konuşurlar. Düşünsel istismarla işleri olmaz.<br /><br />Peki, bir insanın farklı düşünüyor olması onu günahkar mı yapar? Elbette ki yapmaz. Çevrenize bakının. Kaç tane insan görüyorsanız, o kadar farklı düşünce yapısıyla aynı ortamdasınız demektir. Mademki Ermeni meselesiyle ilintili bir olaydır bu "aydın" hareketi; gelin bir de Hrant Dink'i ele alalım.<br /><br />Agop yazarı, İstanbul aşığı, üslubu güzel, "aydın". Osmanlı'nın Ermenilere soykırım yaptığına ikna olmuş ve bunu savunan bir insandı. Ama aynı zamanda diyordu ki, bu mesele Türkiye ile Ermenistan arasında kalmalı. Türkün panzehiri Ermeni, Ermenin panzehiri Türk diyordu. Yani düşüncesi ne kadar farklı olsa da, insan sevgisinden, kardeşlikten söz ediyordu. Çabası bölüp parçalamak değil, birleştirmek ve bütünleştirmek içindi.<br /><br />Üstelik şaşaalı, abartılı bir yaşantısı yoktu; düşüncelerini de magazinsel bir şekilde paylaşmıyordu.<br /><br />(Bir parantez açayım...<br />Biz ne zaman Hrant Dink'in ismini televizyonlarda duymaya başladık? Hakkında dava açıldı, Türklüğe hakaret etti diye (ki bence hiç de etmiyordu, aksine <span style="font-style: italic;">övüyordu!</span>)... Dünyanın, sözde Ermeni "diasporası"nın <span style="font-weight: bold; font-style: italic;">umrunda değildi</span> Dink, ta ki serserinin biri onu öldürünceye kadar. Sonra da onun cesedinin üzerinden edebiyat yaptılar. Şimdi kimdir Hrant Beyin ölümünden gerçek sorumlu olan kişiler?)<br /><br />Uzun lafın kısası, kimseye mesajım yoktur "sen aydınsın", "sen değilsin" diye. Diyorum ki...<br /><br />Popüler, küresel, süpergüç fikirlerini benimsemek ve desteklemek çok kolay. Ben şöyleyim, ben böyleyim diyerek Nobel ödülü bile kazanabilirsiniz. Aydınlığınız size helali hoş olsun. Bu tavırları sergileyin diye biri size para veriyorsa, o para da helali hoş olsun size. Ama bir de gönüllerin fatihi olabilmek var.<br /><br />Benim gönlümü kazanmış aydın, kendisinden çok başkalarını düşünen, ayık insandır. Bush'a ayakkabısını atabilecek kadar yürekli insandır. Ofisine korumalarla girmeye ve taciz etmeye kalkan diplomatı kovalayan rektördür. Kendisine bağırıp çağıran karşısında kişiliğini kaybetmemesini bilendir. Kovulsa dahi <a style="color: rgb(51, 255, 51);" href="http://www.subjektif.com/sair_siir/k_memleketimi.htm" target="_blank">memleketini sevebilen</a> insandır.<br /><br />Ve hatalı düşünmekle yanlış düşünmek arasında dağlar kadar fark vardır.<br /><br />Herşey gönlünüzce olsun...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-3578413322663987403?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-28971090529129303642008-12-19T13:27:00.000-08:002008-12-19T14:17:27.338-08:00Bir Tahmin...Melih Gökçek'i Star'da gördünüz. Açık oturum hakkında yeni bir şeyi söylemek pek mümkün değil. Her şey apaçık ortalıkta. <a style="color: rgb(51, 255, 51);" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10601040.asp?yazarid=249&amp;gid=61" target="_blank">Hatta Yılmaz Özdil de bu konu hakkında çok sağlam bir yazı yazmış</a>. Bense şimdi yerel seçimlerle ilgili bir tahminde bulunacağım.<br /><br />AKP, Melih Gökçek'i Ankara Büyükşehir belediye başkanı adayı olarak <span style="font-weight: bold;">göstermeyecek</span>. Açık oturumu da bahane olarak gösterecekler, <span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">"Sayın Gökçek çok yoruldu ve yıprandı, bu yüzden aday olmadı".</span><br /><br />Siyasal bilimler okuyan bir insan değilim, ve bu tür tahminlerin bilimsel yordamını tabii ki de bilemem ama saptadığım birkaç ayrıntı bu tahminimi güçlendiriyor.<br /><br />1) Gökçekle Tayyipin arası aslında epey bozuk. Gökçek'in geçmişte Tayyipe karşı hareketlenmeleri olmuştur. (Ahmet Hakan'ın yazılarını takip edenler bu dediğimi onaylayacaktır; ancak somut örneklemeler sunamadığım için affınıza sığınıyorum) Parti başkanıyla belediye başkanının arasındaki iletişimsizlik ise apaçık bir sorundur.<br /><br />2) Daha da önemlisi, Melih Gökçek'in yaptığı siyasi hatalar, ekonomik anlamda Ankaralıya bindirdiği kazıklar, tartışmalardaki üslupsuzluğu gün geçtikçe daha çok göze çarpmaktadır. Bu da AKP'nin de itibar kaybetmesine neden olmaktadır.<br /><br />Yani sonuçta Melih Gökçek ile AKP arasındaki çıkar köprüsü yıkılmanın eşiğindedir.<br /><br />3) Şimdi diyeceksiniz ki, AKP, Gökçek dışında aday gösterirse ne kadar başarılı olur? Adam Keçiören'i falan o kadar süsledi püsledi... işin ironik kısmı da burada; kulislerde konuşulduğuna göre, Ankara Büyükşehir belediyesi için <span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);">Keçiören Belediye Başkanını aday göstermeyi planlıyorlar.</span> Yani, Gökçek'in o kadar uğraştığı şeyi ona karşı bir silah olarak kullanacaklar.<br /><br />Gökçek bir olasılıkla AKP'nin bu tercihine boyun eğip, ayak altından çekilecek. Tabii Gökçek'in de gönlünü alma yoluna gidebilirler, bu sefer de <span style="font-style: italic;">onu </span>Keçiören belediyesi için aday gösterirler?<br /><br />Asıl sürpriz ne olur, biliyor musunuz? AKP'nin farklı bir aday göstermesine <span style="font-style: italic;">rağmen</span> Gökçek bağımsız adaylığını ilan ederse... işte <span style="font-style: italic;">o zaman</span> çok ilginç ve tartışmalı bir ortam oluşur. Bu da aslında çok da imkansız bir olasılık değil!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-2897109052912930364?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-12491798003835755642008-12-16T14:28:00.000-08:002008-12-21T12:02:30.241-08:00Benim güzel ve karışık ülkem...<a href="http://www.bobiler.org/monte.asp?m=57565"><img style="width: 361px; height: 271px;" src="http://www.bobiler.org/upload/photographs/138354147s.jpg" border="0" /></a><br />(resim bobiler.org'dan alıntıdır)<br /><br />Doğmak için seni seçmemiş olabilirim.<br />Zaten heryerde akmıyor mu kan?<br />Ama sende farklı birşeyler var.<br />Neden senin belaların çok?<br />Neden uğraşan çok?<br /><br />Senin bağrından umut fışkırıyor.<br />Tüm mesele o.<br /><br />Bir de küçük şehirlerinde o zehirli kömür kokusu olmasa...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-1249179800383575564?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-43141164043312600082008-12-03T23:22:00.000-08:002008-12-04T00:14:50.430-08:00Osman Pamukoğlu Söyleşisi<a href="http://2.bp.blogspot.com/_5Lu0p8OB3fk/STeQ9rpmh7I/AAAAAAAAAC8/K0CFydAZ-Dk/s1600-h/osman+pamukoglu.bmp"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275844877851461554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 290px; CURSOR: hand; HEIGHT: 217px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_5Lu0p8OB3fk/STeQ9rpmh7I/AAAAAAAAAC8/K0CFydAZ-Dk/s320/osman+pamukoglu.bmp" border="0" /></a><br /><div></div><br /><div>Hak ve Eşitlik Partisi genel başkanı Osman Pamukoğlu, Bilkent Atatürkçü Düşünce Topluluğu'nun davetiyle Türkiye'nin mevcut sorunlarını tartışmak üzere, 3 Aralık 2008'de Bilkent'e geldi. Bu sefer de öğle yemeğimi erkenden yemek akıllılığını gösterebildim.</div><br /><div></div><br /><div>Sayın Pamukoğlu, askeri geçmişi olan bir insan. Kendisi emekli tümgeneraldir. Vaktiyle PKK'ya karşı düzenlenmiş en büyük operasyon olarak anılan <strong><span style="color:#ff0000;">Çelik Operasyonu</span></strong>'nu yönetmiştir. Siyasi hayatına Eylül 2008'de, yani hepi topu birkaç ay önce başladı. Heyecanlı, kararlı, sert mizaçlı... Buyrun seminerden tuttuğum birkaç not:</div><br /><div></div><br /><div>- Bir ülkenin iki zenginliği vardır: Coğrafya ve Gençlik. Bunlardan azami ölçüde faydalanmalıdır.</div><br /><div></div><br /><div>- 80 darbesinden sonra gençler pek çok insani faaliyetten <strong><span style="color:#ff0000;">(ülke ekonomisi, politika, vs.)</span> </strong>el etek çekti. Bu da doğal olarak sıkıntılar yarattı. </div><br /><div></div><br /><div>- İnsanoğlunun 5000 yıllık tarihinde sadece 236 yıl barış hüküm sürmüştür. Bu kötü tablonun sorumlusu insanın bencil, ahmak, ikiyüzlü yönleridir.</div><br /><div></div><br /><div>- Ülkemizin en büyük iki sorunu<span style="color:#000099;"> </span><span style="color:#00cccc;"><strong>Cehalet</strong> </span>ve <span style="color:#00cccc;"><strong>Yoksulluktur</strong>.</span> Bu iki sorun diğer sorunların (yolsuzluk, kayıtdışı ekonomi, terör, irticai faaliyetler) oluşmasına doğrudan katkı sağlamaktadır. Halkın güncel dünyadan kopuk, ilgisiz ve bilinçsiz bir hayat sürmesine neden olmaktadır.</div><br /><div></div><br /><div>- Hukuki işlemlerde "zaman aşımı" kavramı ortadan kaldırılmalıdır; zira suçlunun suçu işlemesinden sonra geçen zamanla aklanması gerçekçi bir yaklaşım olamaz.</div><br /><div></div><br /><div>- Yolsuzlukların üzerine gidilmelidir, yapanların mal varlığına el konulmalıdır, cezaları derhal infaz edilmelidir ve bütün bunlar ibret olarak medyada yayınlanmalıdır.</div><br /><div></div><br /><div>- Madenlerin lisansı verilirken denmelidir ki; "Sen benim en az 8000 vatandaşıma, 365 gün boyunca istihdam sağlayacaksın!"</div><br /><div></div><br /><div>- Ham çıkarılan madenlerimiz ülkemizde işlenmelidir. Yabancı ülkelere ham maddeyi satıp, işlenmiş halini almaktayız.</div><br /><div></div><br /><div></div><br /><div>Genel olarak yorumlarımsa şöyle:</div><br /><div></div><br /><div><strong>*</strong> Hazırlıklı bir sunuma benzemiyordu. Bir konuyu bir konuya bağlayarak, örnekleyerek anlatmayı çok beğeniyor. Pek çok konu hakkında öyle cümleler sarfetti ki, ya <em>sadece yüzeysel bilgilere sahip</em>, ya da bizim <em>hiçbir bilgiye sahip olmadığımızı varsaydı</em>. Düşüncelerini iyi aktaramadığını düşündüm. Siyasi deneyimi fazla olmayan birisi için bence doğal karşılanabilir bir durum. Ses tonlaması ve ayarlanması konusunda da kendisini alıştırma yapmasını öneririm. Umarım partide tek etkinlik gösteren kendisi değildir ve çeşitli konularda uzman yardımcıları vardır.</div><br /><div></div><br /><div><strong>*</strong> "Süslü püslü diplomalar" hakkında söylediklerine tam olarak katılamıyorum. Evet, maalesef üniversitelerimiz arasında eğitim kalitesi açısından büyük farklılıklar var. Evet, bu açıklar kapatılmadığı sürece A üniversitesinden mezun olan insanla B üniversitesinden mezun olan insanın bilimsel donanımı aynı değil. Evet, üniversitelerimizin öğrencilerine üretim hakkında daha güçlü bir eğitim vermesi gerekli. Ancak Sn. Pamukoğlu'nun sözlerinden anladığım şey bundan biraz daha fazlasıydı: üretimi çivi çakamaya, masa üretmeye, vb. gibi örneklere indirgiyordu. Bu konuda mutlaka daha açıklayıcı olmalıydı. Yoksa, örneğin yazılım mühendisleri, göbeğini kaşıyıp para kazanmakla mı sürdürmektedirler hayatlarını? Teknolojik gelişmeleri takip etme konusunda sıkıntı çektiği izlenimine kapıldım.</div><br /><div></div><br /><div><strong>* </strong>Sayın Pamukoğlu, Türkiye'nin enerji politikasında ne gibi değişiklikler öngörmektedir? Bir üniversite öğrencisi ve Türkiye'nin güncel ekonomisinin sorunlarını hevesle takip eden biri<strong> </strong>olarak, Sn. Pamukoğlu'nun bu konu hakkındaki görüşlerini duymak benim ilgimi kesinlikle daha çok çekerdi. Enerji sorununun çözümü demek, biraz daha özgür, eşitliğe biraz daha yakın bir toplum demektir.</div><br /><div></div><br /><div><strong>*</strong> İdamı geri getirme fikri açıkçası bende heyecan yaratmadı. Sakın İmralı'da yatan o bebek katilini savunuyorum zannetmeyin. Hatta, idam hakkındaki düşüncelerime bir istisna olarak, önce o idam edilse ve ondan sonra idam cezası kaldırılsa daha iyi olabilirdi. Ancak her ne olursa olsun; <strong><em>suçun kökenini ortadan kaldırmak, suçluyu cezalandırmaktan her zaman daha iyi ve verimli sonuçlar doğurur. </em><span style="color:#ff0000;">Ceza, korkutularak yönetilen halklara özgüdür, ve bu hakareti ne Türkiye'nin, ne de başka bir ülkenin halkı hakediyor. İdam da cezaların en uygunsuzu, en kötüsüdür.</span></strong></div><br /><div></div><br /><div><strong>*</strong> Çoğu partimizin genel başkanları, delegeler tarafından seçilir. İşin komik yanı ise bu delegelerin de genel başkan tarafından, dolaylı ya da dolaysız belirleniyor olması! Yani bir kere partinin genel başkanı olursanız o koltuktan indirilmeniz neredeyse imkansız. Bu bağlamda, Sn. Pamukoğlu'nun "delege-üye" kavramına yaklaşımı beni memnun etti: partisinin iç tüzüğünde, genel başkanını seçmek sadece delegelerin değil, tüm parti üyelerinin doğrudan hakkı oluyor. Bu yapılanmanın uygulanması biraz masraflı olsa da, parti içi demokrasisi için değecek bir çalışma olur. Bu da bence ülkedeki demokrasinin gelişmesi için örnek teşkil eder.</div><br /><div></div><br /><div><strong>*</strong> Maden işletme lisansı hakkındaki düşüncesini çok beğendim ve onaylıyorum. Yabancı bir şirkete kamunun varlığını gerçek anlamda teslim edemeyiz; zira öncelik "sıcak para"yı elde etmek olmamalıdır. Bu konudaki yaklaşımımız; "sen benim gelişmeme, refaha kavuşmama yardım etmek istersen ben de sana teşekkür etmesini bilirim" olmalıdır. Sadece madenlerde değil, ekonomik hayatımızın her öğesinde bağımsızlığı hedeflemeliyiz. </div><br /><div></div><br /><div>Sayın Pamukoğlu'nu daha çok seminer vermeye, daha çok konuşma yapmaya davet ediyorum. Umarım siyasi kariyeri onun için tatmin edici olur.</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-4314116404331260008?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-66762833363287381022008-12-01T11:22:00.000-08:002008-12-04T00:15:56.049-08:00Bir Kılıçdaroğlu Söyleşisi<a href="http://3.bp.blogspot.com/_5Lu0p8OB3fk/STeRsFx15OI/AAAAAAAAADE/cbcPc93tIoI/s1600-h/kemal+kilicdaroglu.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275845675139327202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 247px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5Lu0p8OB3fk/STeRsFx15OI/AAAAAAAAADE/cbcPc93tIoI/s320/kemal+kilicdaroglu.jpg" border="0" /></a><br /><div>Bugün (1 Aralık 2008) Kemal Kılıçdaroğlu, Bilkent Siyaset Platformu Kulübü'nün daveti üzerine Bilkente konuşmaya geldi. Böylesine bir fırsatı kaçırmaktansa öğle yemeğinden biraz fedakarlık etmek daha iyidir dedim, gittim oturdum dinledim...<br /><br />Kemal Kılıçdaroğlu'nun tahmin edebileceğiniz gibi mali bir arkaplanı var. Pek çok önemli kurumda (örneğin SSK) çalışmış. Söyleşinin konusu da, <span style="FONT-STYLE: italic">"Dokunulmazlık ve Yolsuzluklar"</span>dı. Hemen kısa kısa notlar aktarayım:<br /><br />- Demokratik ülkelerde dokunulmazlık vardır; ancak bu <span style="FONT-STYLE: italic">"kürsü dokunulmazlığı"</span>, yani düşünce özgürlüğü ile sınırlıdır. Türkiye'de ise dokunulmazın kapsamı haddini aşacak şekilde geniştir. Bu da milletvekillerinin ve bakanların yolsuzluklar başta olmak üzere bir çok suçu rahatça işlemeye olanak kılıyor.<br /><br />- Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biriyiz. Böylesine bir ekonomide vergilerle aslında neler neler başarılabilir... Ödediğimiz vergileri sorgulamalıyız. Yoksa demokrasinin aksaması işte bile değildir.<br /><br />- Japonya'dan daha fazla dolar milyarderimiz var. Bu bir soru işareti yaratmıyor mu?<br /><br />Söyleşinin en can alıcı kısmı da Sayın Kılıçdaroğlu'nun yolsuzluk/dokunulmazlık zincirini kırabilmek için uygulanabilecek çözümün genel hatlarını sıralamasıydı<span style="FONT-WEIGHT: bold"> (bazı ayrıntılar gözümden kaçmış olabilir veya bazılarını yanlış yazmış olabilirim, affınıza sığınıyorum)</span>:<br /><br /><span style="COLOR: rgb(255,0,0)">1. Dokunulmazlık sınırlanmalıdır --> 83. madde değiştirilmelidir</span><br /><br /><span style="COLOR: rgb(255,0,0)">2. Bakanların yargılanması için gerekli düzenleme --> 103. madde değiştirilmelidir. </span><span style="FONT-WEIGHT: bold"><br /><br /></span><span style="COLOR: rgb(255,0,0)">3. Yargı Bağımsızlığı sağlanmalıdır</span><span style="FONT-WEIGHT: bold"> <span style="COLOR: rgb(255,0,0)">{ - Güçler ayrılığı prensibi}</span><br />3a) </span>Hakimler-Savcılar yüksek kurulunda siyasetçi bulunmamalıdır.<span style="FONT-WEIGHT: bold"> </span>Adalet Bakanı bu kuruldan çekilmelidir.<span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />3b) </span>Bu kurulun mali özerkliği sağlanmalıdır<span style="FONT-WEIGHT: bold">.<br />3c) </span>Yargıcın denetimi siyasi kurumlara bırakılmamalıdır<span style="FONT-WEIGHT: bold">. </span>Yine Hakimler-Savcılar yüksek kurulu bu işi üstlenebilmelidir.<span style="FONT-WEIGHT: bold"><br />3d) Adli Kolluk: </span>Savcının doğrudan emrinde, maliye vb. konuları bilen teknik elemanlar mevcut olmalıdır<span style="FONT-WEIGHT: bold"><br /></span><br /><span style="COLOR: rgb(255,0,0)">4. Kamu harcamaları saydam olmalıdır</span><span style="FONT-WEIGHT: bold">. Örneğin bütçe görüşmeleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olalım!<br /></span><br />Bunun dışında Sayın Kılıçdaroğlu, televizyonlardan da takip ettiğimiz gibi, Unakıtan-Dişli-Fırat-Güler olaylarını hatırlattı. "Çalıyor ama iş de yapıyor" fikri hiç de sağlam değildir dedi.<br /><br />Temelde çok karşı çıktığım bir şey yok. Birkaç yorumda bulunmak istiyorum:<br /><br />* Kılıçdaroğlu konuşmalarında açık vermemek için güçlü bir örgü kuruyor, ve sözcükleri dikkatle seçiyor. Bunun münazaralarda oldukça işe yaradığını siz de takdir edersiniz. Gel gör ki soru kısmına geçildiğinde kimse doğru düzgün bir şey soramadı. Bu bir saatlik zaman keşke biraz daha söyleşi havasında gerçekleşseydi ve biraz daha ilgi çekici, insanları tartışmaya ve düşünmeye zorlayıcı bir tarz izleseydi. Bu söyleşi daha çok haberlerden takip ettiğimiz eylemlerinin bir özeti gibi oldu.<br /><br />* Yolsuzluklar hakkında bahsettiği bu çözümün genel hatlarını daha detaylı tartışabilmek isterdim. Belki bir başka söyleşi ayarlanır ve uzun uzun fikirlerini açıklayabilir? Parlamentoyu ikna edebilmek ya da ikna olabilecek bir parlamentonun oluşumunda nasıl bir rol oynamayı düşünmektedir? Naçizane düşüncelerim hep bunu sorguluyor.<br /><br />Sayın Kılıçdaroğlu'na siyasi hayatında başarılar dilerim. Diğer siyasetçilerin de söyleşilere katılmalarını isterim. Özellikle bir AKP milletvekilinin bir seminerde konuşup konuşmayacağını çok merak ederim. Bir de yolsuzluk hakkında o partinin/siyasetçinin görüşlerini duymak isterim...</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-6676283336328738102?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-2660926802675211782008-11-26T10:37:00.000-08:002008-11-26T11:17:28.660-08:00Bir Komünistle Tartışmak Neden Zordur<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_5Lu0p8OB3fk/SS2fU9FsYoI/AAAAAAAAAC0/DMsKm7nPSB4/s1600-h/papa_20das_20smurf.gif"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 233px; height: 201px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_5Lu0p8OB3fk/SS2fU9FsYoI/AAAAAAAAAC0/DMsKm7nPSB4/s320/papa_20das_20smurf.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5273045921065362050" border="0" /></a><br /><br />7 yılda bir düzenli olarak ekonomik kriz geçiriyoruz. Dünya kasıp kavruluyor. İşyerleri kapanıyor. Bankalar iflas halinde. Marx'ın kitapları satış rekorları kırıyor!<br /><br />Çözümün komünizme geçmek olduğunu savunanlar var. Kişisel görüşüm aksi yönde olmasına rağmen, demokrasi ahlağı gereği bu düşüncelere de saygı duyarım, ve hatta daha iyi anlayabilmek için, eksik-tam yönlerini açığa çıkarmak, sorgulamak ve tartışmak isterim. Ancak bir komünistle {hele Türkiye'de} tartışmak oldukça zordur.<br /><br /><span style="font-weight: bold;"></span>Kendilerini "devrimci solcu", "komünist" şeklinde ifade edenlerin vazgeçilmez alışkanlığıdır başkalarını kötülemek... Ellerinde 1980 darbesi malzeme, yeni birşey üretemezler. Darbeden önce gelişen olaylara katılan, silahlı baskınlar düzenleyen, adam öldüren, Türkiye'de çözümsüzlük üretmeye çalışan ve darbeden sonra hayatta kalan çoğu "devrimciler", darbenin ardından gelen dönemde "solculuk" kavramını sadece lafta sürdürdüler. Hır çıkarma, kavgacılık, vs. tüm alışkanlıklarını sürdürdüler. Bazıları da iktidar partimizde görev yapmaktadır!<br /><br /><br /><span style="font-weight: bold;"></span>"Darbeci", "militarist", "faşist", "diktatör", "oligarşist", "elitist" kelimeleri favorileridir... Bu lafları zikredebilmek için, tarihi çarpıtarak anlatan düşünce yazarlarından alıntılar yaparlar... Hobileri arasında M.Kemal'e dil uzatmak da vardır... <span style="font-weight: bold;">{özgürlük mözgürlük diye başlama ey komünist; sıkıysa aynısını hükümet için de yap, tabii yerse...}</span> Ayrıca o çok beğendikleri Marksist-Leninist zihniyetin farklılıklara gösterdiği hoşgörüsüzlüğü bir türlü akıl edemezler. SSCB'ye baş kaldırmış Dubçek'in "insancıl komünizmi"ni bilmezler, Polonyalı işçilerin kurduğu Dayanışma sendikasının mücadelesini araştırmazlar... Düşünün ki işçiler, kendileri için tasarlanmış bir sisteme karşı çıkıyorlar. Bu ne demek???<br /><span style="font-weight: bold;"><br /></span><span style="font-weight: bold;"></span>Ezilmişlerden bahsederler... Halbuki ezilmişten haberleri yoktur. Ezilmişin de onlardan... Çevirin sokaktaki bir adamı, sorun "komünist" nedir diye? "İşte, Rusya'dan gelen anarşistler bunlar... Rusçular bunlar..." der; çünkü, hadi gerçekçi olalım, şu güne kadar neredeyse hiçbir komünist kendini SSCB'den ayrı bir şekilde tanıtamamıştır. E bu "Rusçuluk" da doğal olarak bir çeşit "milliyetçilik"e girmiyor mu? Tıpkı Amin Maalouf'un "Ölümcül Kimlikler" kitabında anlattığı gibi, insan kendi kimliğinin tehdit ettiğini düşündüğü şeylere tepki göstermez mi?<br /><br />Her ne olursa olsun, bence parasal sisteme dayalı olan herhangi bir sistemi uygulamak için çok geç. Komünizm bile parasız bir yönetim vaadedemiyor. Herhalde bunun farkında olduklarından olsa gerek, komünistler böylesine hırçın ve küskün...<br /><br /><span style="font-style: italic;">"Abi ama şu şu şu noktaları gözden kaçırıyorsun..."</span><br /><span style="font-style: italic;">"Ne kadar faşistçe konuştun öyle sen? Nasıl görmezden gelirsin komünizm gerçeğini?"</span><span style="font-weight: bold;"><br /></span><br /><span style="font-weight: bold;">ve tartışmaya kapalı.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-266092680267521178?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-79338808754194344452008-11-14T01:29:00.001-08:002008-11-22T07:01:46.439-08:00CHP ve DSP arasındaki anlaşmazlık<div> </div><br /><div> </div>Her ne kadar medyada çok sık dile getirilmese de güncelliğini yıllardır koruyan, kendini 'sol' olarak tanımlayan partilere musallat olmuş bir sorun var: <span style="font-weight: bold;">birlik.</span><br /><br /><div>15 yıl önce Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.</div><br /><div> </div><br /><div>O gün "merkez sol"dakiler fikir ayrılığına düşmese ve birlik olabilselerdi Ankara şimdi bambaşka olacaktı. Örneğin adım başı inşaat, alışveriş merkezi, gereksiz fıskiyeler hayatımızdan eksik olacaktı. Belki biraz daha okul olacaktı. Belki da Türkiye'nin en borçlu belediyelerinden biri Ankara Büyükşehir olmayacaktı.<br /></div><br /><div> </div><br /><div> </div><br /><div>Ve şimdi yine, aynı sorunu yaşıyor CHP ve DSP. İçerilerinden ve dışarılarından sebepleri oturup sayabiliriz; ama bu sıkıntıya özellikle, fikrimce, daha çok parti liderlerinin saplantıları sebep oluyor. Buyrun bakın, şu ayaküstü yaptığım düşünce fırtınası size ne kadar mantıklı geliyor?<br /></div><br /><div> </div><br /><div>Deniz Baykal'ın ilginçlikleri:</div><br /><div> </div><br /><div>- Baykal, merkez solun sadece ama sadece CHP bayrağı altında birleşmesini istiyor. Kendi kontrolü dışında gelişen olaylara tahmmülü çok az. Örnek verecek olursak, Eskişehir'in belediye başkanı (DSP'lidir) bu seçimlerde tekrar aday olacak. Eskişehir'i cennete çeviren bu adamın karşısına CHP, kendi adayını koyacak. Böylesine bir eyleme girişmek yerinde, DSP'nin güçlü olduğu yerlerde (örneğin Eskişehir) CHP hiç aday göstermeyebilirdi. Aynı şekilde CHP'nin iddialı olduğu şehirlerde DSP aday göstermeyebilir.<br /><br />- Baykal, tıpkı diğer partilerin başkanları gibi, parti içindeki demokrasiye ölümcül darbelerde bulunmuştur. Şu anki durumda, Emre Kongar'ın <span style="font-style: italic;">"Demokrasimizle Yüzleşmek"</span> kitabında detaylı bir şekilde anlattığı gibi, genel başkanı seçecek delegeler doğrudan ya da dolaylı bir şekilde genel başkan tarafından seçiliyor. Parti içi muhalefetin Baykal'dan daha iyi olup olmadığını bilemiyorum ama yine de bu demokrasi ahlakına uygunsuz bir davranış olsa gerek!<br /></div><br /><div> </div><br /><div>Zeki Sezer'in ilginçlikleri:</div><br /><div> </div><br /><div>- "Seçime girmedik": hadi canım sen de! mecliste DSP'li milletvekilleri var mı? Var. İster kendi cebinden, ister başka birinin kesesinden paralar, senin arkadaşlarının seçilmesi için aktı. Ayrıca seçime gerçekten girmeseydin de bir incelik yapmış olmayacaktın. Herkesin farklı fikirleri olabilir; ama daha sonraki eylemlerinde çıkıntılık seviyesine kadar alçalmış bir ayrılık tavrı sergiledin.</div><br /><div> </div><br /><div>- "Karayalçın CHP'den aday olmasın bağımsız aday olsun, o zaman destekleriz": Başka partilerden de oy kapabilmesi için gerekli olduğunu savunuyor. Bu sayın Sezer'in samimi fikri midir, yoksa CHP'ye karşı bir huysuzluk mudur? Böyle bir tutumun hiçbir partinin müttefikliğini kazandıramayacağı belli. <strong><em>O zaman Eskişehir için DSP'den aday olan sevgili başkanımız da mı bağımsız aday olmalı? "Parti" kavramının anlamı kaybolmuyor mu? </em></strong>Karayalçın CHP ile ittifaka girmiş, bence bu da saygı duyulabilecek bir davranış.</div><br /><div> </div><br /><div> </div><br /><div>(...)</div><br /><div> </div><br /><div> </div><br /><div>Birlik yapmak ne zaman güçsüzlüğün ifadesi olarak kabul edilmeye başlandı? DSP'li ve CHP'li politikacılar ( özellikle de Deniz Baykal ve Zeki Sezer ) bir kerecik olsun kişisel iktidar hırslarını bir kenara bıraksınlar. Bir 5 yıl daha Melih Gökçek yüzü görmek istemiyoruz.<br /><br /><br /></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-7933880875419434445?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-26166006888590373072008-11-09T01:49:00.000-08:002008-11-09T02:16:39.776-08:00Yaftalama, Hakaret, vs.Farklı fikirlerin ifade edilebiliyor olması demokrasinin ağır aksak da işleyebildiğinin göstergesidir. Demokrasi düşmanlarının bile demokraside yaşayabilmesi mümkündür. Bu kültürü sindirebilmek ne yazık ki en az uğraşılan şeylerden. İşimiz gücümüz kendimizden farklı olanı kötülemek...<br /><br /><br /><a href="http://www.bobiler.org/monte.asp?m=61502"><img src="http://www.bobiler.org/upload/photographs/139863189y.jpg" border="0" /></a><br /><br /><br />Gerçek şudur ki hakaret etmek, "karşı taraf" olarak görünen kişi(ler)den korkulduğunun açık bir itirafıdır. Bir başkasını kötüleyerek kendimizi yüceltemeyiz; zira yücelik o kadar da göreceli bir kavram olmamalı. Şahsen yüce bir insanın, terbiyesiz davranışları bir alışkanlık haline getirmesini beklemiyorum.<br /><br />Bu kural herkes için geçerli olmalıdır. Birbirimizi dışlayarak birlik-beraberliğimizi bozmamalıyız. Sokakta yürüyen de, evine kapanan da, köşede bir yerde oturmuş dilenen de, başını bağlayan-bağlamayan da, geceleyin içki sattığı için dövülen de, PKK tarafından kandırılan da, yaşı başı kaç olursa olsun; BENİM İNSANIM. BENİM KARDEŞİM, BENİM YENGEM, BENİM, BEN! Bu yüzden başkasını sevmeyen kendisini gerçek anlamda sevemez; kendisini sevmeyen de gerçek anlamda başkalarını sevemez.<br /><br /><br />Zaman gazetesinin reklamına gelince...<br /><br /><br />Fikir hoş gibi gözüküyor; ama söyledikleri ile yazdıkları bir tutmayınca insan ister istemez güvenirliğini sorguluyor. Yoksa asıl niyet <span style="font-style: italic;">"sizin düşündüğünüz tamamen yanlış, bizimkisi tamamen doğru; o yüzden bırakın o laikçiler gibi düşünmeyi ve bizimle beraber onları yaftalayın!" </span>mı demek?<br /><br />Bir başka soru da şu: diğer insanlar, dini bizim anladığımız şekilde değil de farklı bir şekilde anlıyorlarsa "dinsiz" mi oluyorlar? Bir insanın "dinsiz" olup olmadığına karar vermek bizim hakkımız mıdır? <span style="font-style: italic;">Allah'a eş koşuyor olmuyor muyuz?</span> Diyelim ki kendimizi kandırabiliyoruz; <span style="font-style: italic;">peki Allah'ı kandırabiliyor muyuz bu şekilde? <span style="font-weight: bold;">Dinimiz bize münafıklığı, düşmanlığı, aşağılamayı ve hor görmeyi öğütlemiyor.</span></span><br /><br />Özetle; bırakın bu ayakları sevgili Zaman yazarları. Sevmeyi öğrenmek, başka insanlara dil uzatmaktan daha önemli.<br /><br /><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"></span></span></span>Her şey gönlünüzce olsun...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-2616600688859037307?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-60398555368506984032008-11-08T02:05:00.000-08:002008-11-08T02:29:30.176-08:00Demagoji yapma, Tartış!Bu seferki yazıda da tartışma ortamlarında adını sık sık duyduğumuz bir terimden söz etmek istiyorum.<br /><br />TDK'ın tanımıyla <span style="font-weight: bold;">demagoji;<span style="font-style: italic;"> </span></span><span style="font-style: italic;">bir kimsenin veya grubun duygularını kamçılayarak, gerçek dışı sözler söyleyerek onları kazanmaya çalışmaktır.</span><br /><br />Demagoji, sağlıklı bir tartışma ortamının varlığını en çok tehdit eden öğelerdendir. Demagoji ile konundan sıyrılmaya çalışan bir insan gerçekleri fazla önemsemez, karşısındaki insanın sözlerini çarpıtır, sıkıştığı zamanda hemen başka bir dala atlamaya çalışır. <span style="font-style: italic;">Maksadı kimlik üzerinden zafer kazanmaktır.<br /><br /></span>Halbuki bir tartışma ortamında (özellikle de güncel/siyasi konu tartışmalarında) aslolan zafer değildir; tartışanların birbirini daha iyi anlayabilmesini ve sevebilmesini sağlamaktır!<br /><br />Bir insanı ikna etmeye çalışmanın en düzgün yanı öncelikle onun düşüncelerini olabildiğince tarafsız olarak anlamak ve dürüst olmaktır. Yanlış davrandığını düşündüğümüz bir insanı eleştirirken onun kimliğini (dini, etnik kökeni, cinsiyeti, vs.) değil, tavırlarını (düşünceleri ve onları ifade etme tarzlarını, farketmeden sürdürdüğü alışkanlıkları, vs. ) eleştirmeliyiz. Aynı şeyler de kendimizi savunurken de geçerlidir.<br /><br />Ayrıca bana göre yanlış düşünce yoktur; <span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">geçersiz</span></span> düşünce vardır. Düşüncelerimizi ifade ederken hata yapmaktan da korkmamalıyız; nitekim hepimiz insanız.<br /><br /><br /><span style="font-style: italic;"><span style="font-style: italic;"></span></span>Son söz olarak, buyrun Uykusuz Dergisi'nin 5 Kasım 2008 tarihli sayısından bir alıntı:<br /><br /><span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;">DEMAGOJİ GÜNAHTIR!</span><br /><br /><span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"><span style="font-weight: bold;">"Teke tek" Programına katılan Hüseyin Üzmez'in avukatı Bülent Demir, Fatih Altaylı'ya, "Kol Düğmelerinizde çıplak kadın resmi var, cinsel organı gözüküyor" diyerek kameraların düğmeleri göstermesi konusunda ısrar etti. Kol Düğmeleri kısa bir süre görüntüye geldikten sonra Avukat Demir, kinayesini patlattı: "Fatih Altaylı kol düğmelerinde fetiş öğeler taşıyor. Ben sizin kol düğmelerinizde olan çıplak kadın resmini kullanarak size 'Fatih Altaylı Playboydur, zamparadır' diyebilir miyim?"</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;">Diyemezsiniz. Ama, 14 yaşında bir çocuğa telefonda, "Tezgahları kuruyoruz... Ben de yakınım zaten. Gece gündüz beraber oluruz." diyen Hüseyin Üzmez'e sübyancıdır diyebilirsiniz. İsterseniz sapık da diyebilirsiniz. Nasıl isterseniz!</span><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-6039855536850698403?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-45823494036662048002008-11-07T00:15:00.000-08:002008-11-07T00:42:01.822-08:00KadınlarTelevizyonda Meclis Başkanlığı kürsüsü. Oturumu Güldal Mumcu yönetiyor. Sağında solunda hep kadın milletvekili. Sadece bir tane erkek milletvekili gözüküyor.<br /><br />Keşke 23 Nisan'da meclis çocuklara bırakıldığı gibi, 8 Mart'ta da kadınlara bırakılsa.<br /><br />Hatta 8 Mart'ı geçtim, yılın 365 günü kadınlara bırakılsa çok daha hayırlı olurdu. <strong>"erkek milletvekilinden iş çıkmaz"</strong> da demeye getirmiyorum. Memlekete hayrı dokunduğuna, dokunacağına inandığım bir sürü erkek insan da var.<br /><br />Ama gel gör ki...<br /><br />Kadın dediğin <span style="color:#ff0000;"><strong><em>anadır</em></strong>;</span> oğlunu öleceğini bile bile Irak'lara, Kore'lere, Lübnan'lara, Afganistan'lara yollatmaz. Aç gördüğünde yüreği burulur. Kimsesize sahip çıkar.<br /><br />Kadın dediğin <span style="color:#ff0000;"><em><strong>naziktir</strong></em>;</span> "Mecliste yine yumruklar konuştu" haberleri tarihe karışır. Rakibini hakaretlerle değil, düşüncesini düzgün ifade ederek sarsar. Rakibini dövmesine gerek yoktur, tezlerini patır patır çökertmesini bilir.<br /><br />Kadın dediğin <span style="color:#ff0000;"><strong><em>saygındır</em></strong>;</span> siyaset yapmaya cesaret edebilmiş bir kadını Bush'ların önünde ceket iliklerken görmezsiniz.<br /><br />Kadın dediğin <strong><em><span style="color:#ff0000;">namusludur;</span> </em></strong>yolsuzluk olaylarına karışan bir kadın milletvekili söyleyin bana? Kadın milletvekilinin dokunulmazlık zırhına ihtiyacı <strong>yoktur. </strong><br /><br />Kadın dediğin <strong><em><span style="color:#ff0000;">akıllıdır;</span> </em></strong>naif tartışmalar ve karşısındakini ezmekten daha mantıklı davranışları ve çözüm üretmeleri vardır. Karın, eşi dostu zengin etmenin sadece günü kurtarmakta bile yetersiz olduğunu bilir. <strong>Kalbi toplumda atar.</strong><br /><br />Kadın dediğin <strong><em><span style="color:#ff0000;">özgürlük hayranı ve savunucusudur, eşitlikçidir;</span> </em></strong>bunu görmek için günde ortalama 1-1.5 saat televizyon izlemeniz yeterlidir. Internette azıcık dolaşsanız yeterlidir.<br /><br />Kadın dediğin <strong><em><span style="color:#ff0000;">doğaseverdir;</span> </em></strong>ormanların katline izin vermez.<br /><br />Tabii bunları yazarken DTP kadın milletvekillerini birer istisna olarak göstermekten çekinmem. Ancak bana göre <em>savaş çığırtkanlığı yapan, terörist zihniyete prim veren kadın, kadınlığından bir parça kaybetmiştir zaten. </em>Aynısı da üstlerinin her dediğini onaylayan, kuklalar için de geçerlidir. <em>Bağımsız düşünmeyen hiçbir insandan bağımsız fikirler; yani yararlı fikirler çıkmaz.</em><br /><br />Son söz B. Boutros Ghali'den :<br /><br /><strong><em>"İnsan ırkı iki kanatlı bir kuştur. Bir kanadı kadınlar, diğer kanadı da erkeklerdir. Her iki kanat da eşit düzeyde gelişmedikçe insan ırkı uçamayacaktır"</em></strong><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-4582349403666204800?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-5358060141339546871.post-8621786907770361872008-11-05T22:55:00.001-08:002008-11-09T06:22:33.293-08:00Amerika'da seçimler üzerineGösterişli, uzun bir seçim süreci dün Amerika'da son buldu.<br /><br />E malum, süreç boyunca herkesin dilinde Obama, McCain...<br /><br />Dünya çapında anketler yapıldı, Amerika'nın yeni başkanı kim olsun diye. Herkes tıkır tıkır yazdılar, yok Obama şöyle, yok Obama böyle, yok siyahmış da Amerika'da ihtilal olurmuş da, demokrasi için Obama'ymış...<br /><br />Sonunda Obama başkanlık maratonunu kazandı. Evlerde şenlik! Ama bir eksiğimiz var: <strong>Amerikan vatandaşı değiliz. Ona rağmen öyleymiş, oy hakkımız varmış gibi, Obama'yı biz başkan yaptık gibi seviniyoruz.</strong><br /><br />Size şu kadarını söyleyeyim: Amerika'da gerçekleştirilmiş, gerçekleştirilecek herhangi bir seçimden kendim için umutlanmıyorum. <strong>McCain kazansaydı Amerika daha hızlı çöküyor olacaktı, şimdi Obama'nın birkaç numarası var, o kadar. </strong>Bir ülkede gerçekleşen bir olay elbette bütün dünyayı etkileyebilecek potansiyele sahiptir, ama bu etkinin ille de olumlu olması gerekmez. Böyle bir düşünceye sahip olma lüksümün olduğunu düşünmüyorum. Neden mi?<br /><br />Amerika'nın rayına oturtulmuş bir politik çizgisi vardır, varmak istediği hedefler sabittir. Seçimlerle gelen başkan bu amaçları değiştirmez; sadece o amaca ulaşmak için kullanılacak yolla belki biraz oynar, <strong>Bu bir.</strong><br /><strong></strong><br />Obama Amerikan tarihinde başarıyı yakalamış ilk siyah değildir, Amerikan politikasını şekillendirecek ilk siyah hiç değildir (<a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10294183.asp?yazarid=249" target = "_blank"><span style="color: rgb(51, 255, 51);">bkz. Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı</span></a>) , <strong>Bu iki.</strong><br /><strong></strong><br />Obama, sözde Ermeni soykırımını tanıyacağını, sözde Kürt devletinin varlığını tanıyacağını bizzat söylemiş bir insandır. Bu eğiliminin değişmesini beklemek bence şimdilik biraz hayalciliğe kaçıyor. Türkiye ile olan dostluktan söz ediyor; ama diğer güçlü bir takım otoriteler <em>Türkiye'nin artık müttefik olmaktan çıktığını savunmaktalar</em>, <strong>Bu da üç. {</strong>Bu durum gerçekten bizim aleyhimize midir, pek emin değilim. Belki de bu sayede kendi başımızın çaresine bakmak için yeni bir motivasyon kazanabiliriz? Can Dündar da bugün buna paralel birşeyler yazmış, <a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;ArticleID=1012402&amp;AuthorID=75&amp;Date=06.11.2008&amp;b=Boylesi%20daha%20iyi&amp;a=Can%20D%C3%BCndar&amp;ver=59" target = "_blank"><span style="color: rgb(51, 255, 51);">buyrun</span></a> bir inceleyin. <strong>}</strong><br /><br />Özetle fikrim şudur: <em>Bu kadar medyatik bir seçimden bir şey beklemeyin.</em> Ülkemizin sıkıntılarının çözümünü Obama'dan ya da Beyaz Saray'a atayacağı kadrodan beklemiyorum. Bizim ilacımız olsa olsa yine bizdedir. O yüzden kendi sorunlarımızı tartışalım, çözümler üretelim, partilerimizi ölçüp biçelim, yerel ve genel seçimlerimizin süreçlerine (ki bu sadece oy vermek değildir!) etkin katılım sağlayalım.<br /><br /><br /><br /><em></em><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5358060141339546871-862178690777036187?l=onnurcangunceltartismalar.blogspot.com'/></div>Onur Yürütenhttp://www.blogger.com/profile/07627220928090952780noreply@blogger.com0